25 10 2014

Sanat

Umberto Eco & Jean-Claude Carriere 

Carriere: Kuralları uygulamakla yetinirseniz sürpriz, parıltı, ilham namına ne varsa uçar gider.

Eco: Çağdaş sanat modern insanı kurtuluşa götürecek yoldur; algı ve zeka düzeyinde ona kaybettiği özerkliğini yeniden kazandıracaktır.

Carriere: Yaratıcı akımlar birbirini tanıyan ve aynı anda aynı arzuları paylaşan küçük gruplardan çıkmıştır daima.

Eco: İki olayı alışılagelmişin dışındaki bağlarla bir araya getirmek; ölçünün dışına çıkmayı, eleştirel düşünceyi, kültürel bir kararı ve ideolojik bir seçimi gerektirir.

Carriere: Aleladelik zaruri bir yol eşyasıdır; en azından yolculuğa çıkarken.

Eco: Hiçbir zaman başkalarının budalalığının verdiği gözdağına pabuç bırakmamak gerekir.

Carriere: Gerçek ya da sahte tüm kahinlerin özelliği, daima yanılmaktır.

Eco: Sanat yapıtı bağlantılara ve deneyimlere dayanarak haz alınması gereken bir nesne değil; keşfedilmesi gereken potansiyel bir giz, oynanması gereken bir yol ve hayal gücünü harekete geçiren bir uyarandır.

Carriere: Bilgi, kafamızı doldurmuş olduğumuz ama her zaman işe yarar bir zemin bulamayan şeydir. İrfan, bilginin bir hayat tecrübesine dönüşmesidir.

Eco: Gerçek koleksiyoncu, sahip olmaktan çok arayıp bulmakla ilgilenir.

Carriere: En büyük yazar belki de hiçbir şeyini okumadığımız yazardır. Şöhretin zirvesinde sahip olabileceği tek şey isimsizliktir.

Özgürlük

Pierre-Joseph Proudhon 

Eski medeniyetin sonu geldi; yeni bir güneş doğacak ve yeryüzü yeniden şekillenecek. Bırakalım bir kuşak zayi olsun, eski yalancılar ölüp gitsin çölde. Kutsal yeryüzü onların kemiklerini kabul etmeyecek.

Çağın yozlaşmasıyla öfkelenmiş, adalet özlemiyle içi içini yiyen delikanlı; ülken senin için mukaddes ise, insanlığın menfaatiyle ilgiliysen, özgürlük davasına bağlanmaktan çekinme. Eski bencilliğinden sıyrıl, doğmakta olan eşitliğin halkı saran dalgasına karış. Orada yenilenen ruhun yeni bir hayata ve güce kavuşacak, sönen dehan başa çıkılmaz bir güce kavuşacak, belki çoktan pörsümüş olan kalbin gençleşecek. Aydınlanmış gözlerinin önünde her şey bambaşka görünecek: Yeni duygular içinde yeni fikirler doğuracak; din, ahlak, şiir, sanat, dil, hepsi de önünde çok daha güzel, çok daha soylu biçimlere bürünecekler ve böylece kendi inancından emin ve düşünceli bir heyecanla dünyanın yeniden doğuşunun şafağını selamlayacaksın.

Siz iğrenç yasaların mahzun kurbanları, alaycı bir dünyanın yağmalayıp taciz ettiği, çalışıp didinmesinde fayda, istirahatinde ümit olmayan insanlar, metin olun, bitimsiz değil gözyaşlarınız. Babalar ıstırap içinde diktiğini, çocuklar keyif içinde biçecekler.

Ey özgürlük tanrısı! Eşitlik tanrısı! Daha aklım ermeden kalbime adalet duygusunu koyan, işit coşkun duamı! Bütün bu yazdıklarımı bana sen bildirdin. Düşünceme şekil verdin, çalışmamı yönlendirdin, efendinin ve kölenin önünde senin gerçeğini yayayım diye zihnimi garabetten, kalbimi esaretten korudun. Bana bahşettiğin güç ve yetenekle konuştum, eserimi tamamlamak da sana kalıyor. Kendi çıkarımın mı peşindeyim, yoksa senin şanının mı, en iyi yine sen bilirsin ey özgürlük tanrısı!


Ah adım anılmasın da insanlık özgür olsun! Kendim zulmet içinde kalayım da tek halkın aydınlandığını göreyim; soylu ruhlar aydınlatsın halkı, çıkar gütmeyen yürekler rehberleri olsun. Mümkünse bir an önce sonuçlansın davamız; kibri ve cimriliği eşitlik içinde boğ Tanrım; bizi köle eden bu zafer aşkını sustur; zavallı evlatlarına özgürlüğün bağrında kahramanların veya büyük adamların yeri olmadığını öğret. Güçlüye, zengine, huzurunda ismini ağzıma almadığım insanlara, suçlarının dehşetini ilham et ki en başta onlar topluma borçlarını ödemeye gönüllü olsunlar; pişmanlıklarının çabukluğuyla bağışlansınlar. Böylece büyüğü küçüğü, alimi cahili, zengini fakiri tasviri imkansız bir kardeşlikte birleşsinler ve hepsi de yeni bir marş söyleyerek, senin sunağını baştan inşa etsinler ey özgürlük ve eşitlik tanrısı!

24 10 2014

Bir Kadının Portresi

Henry James 

Başkalarının öldüğünü görmek kadar bize yaşadığımızı duyumsatan bir şey yoktur.

Kızların çoğu korkunç cahildir.

Hepimiz birbirimizin kuzeniyiz; bu bizi durdursaydı insan ırkının sonu gelirdi.
 

Ne kadar çok bilirseniz o kadar mutsuz olursunuz. 

Bir İngilizin en doğal hali dilini tuttuğu zamandır.

İnsanı saflaştırmak için büyük bir tutku gibisi yoktur.

Altı ay sonra iyi bir yanıt almak bugün kötü bir yanıt almaktan iyidir.

Birleşmek için en olağan temel yanlış anlamadır.

Horatius: En iyiler bile yanlış yapar.

En güzel yaratılışlı insanlar hep zor zamanlarda parlar.

Aşık olduğun bir genç hanımla evlenmek, yanlış ilkelere göre bekar kalmaktan daha doğaldır.

Herkes bir iz taşır; en sağlam demir kaplarda bile bir yerde küçük bir bere, küçük bir delik bulunur.

Başarı, insanın gençlik düşlerinin gerçekleşmesidir.

Bir kız için, beğendiği bir kişiyle evlenmekten daha yüksek bir şey yoktur.

Kadınlar bizi kurtaracak, içlerinden en iyileri. İyi bir kadının gözüne girip evlenin. Yaşamınız çok daha ilginçleşir. 


Düşlediklerini yapabilenlere zengin derim ben.

23 10 2014

Büyülü Dağ

Thomas Mann 

Yatak, düşünsel bağlamda, iki sevgilinin, Tanrıyla birleşmek amacıyla bu dünyadan ve onun yaratıklarından kopup birleştiği yerdir.

Bir katilin kurbanından daha uzun yaşaması saçmalıktır.

Hınzırlık, karanlık ve çirkin güçlere karşı en pırıltılı silahtır. Hınzırlık eleştirinin ruhudur ve eleştiri de ilerlemenin ve aydınlanmanın özünü oluşturur.

İnsanın gerektiğinde çıkarabileceği bir şapkası olmalı.

Zamanda 'gerçekten' diye bir şey hiç mi hiç yoktur. Sana uzun geliyorsa uzun, kısa geliyorsa da kısadır. Ama gerçekten uzun mu kısa mı olduğunu kimse bilemez.

Her tür dinsel bağnazlık, çapı yüksek olmayan insanları kısıtlar.

Gerçek trajedi, doğanın kişilikteki uyumu bozacak kadar zalim olup soylu ve yaşam dolu bir zihni, yaşama hiç de uygun olmayan bir bedenle birleştirmesiyle başlar.

Müzik, zamanın akışına kendine özgü ve canlı ölçümleriyle canlılık, ruh ve değer katar. Müzik, zamanı ve bizi uyandırır ve bu bağlamda ahlaksaldır.

Bir erkek aşık olduğunda, ne estetik ne de ahlak kalır.

Düzen ve sınıflandırma, egemen olmanın başlangıcıdır; en ürkünç düşmansa bilinmeyendir.

Ölüm yaşamın mantıksal yadsınmasıdır.

İnsan savaştan yeterince nefret etmezse onun kaçınılmaz olduğuna inanmaya başlar. Nefret etmeye ulus devletten başlamazsanız mantığınızda bir boşluk var demektir.

Eğitmenler böyledir işte: Yetişkin olduklarını iddia ederek ilginç şeylerden kendileri zevk alırken gençlere bunları yasaklarlar ve hatta ne kadar toy olduklarını kabul etmelerini beklerler.

Zihin bir hükümdardır, iradesi özgürdür ve ahlak dünyasını o belirler.

Apolitik olmak diye bir şey yoktur, her şey politikadır.

Dil uygarlık demektir. En çelişkili söz bile bizi birleştirir. Sözsüzlük yalnızlıktır.

Gülmek ruhun kıvılcımıdır.

Ölümümüz bizden çok sağ olanların sorunudur; çünkü bir bilgenin dediği gibi, biz var olduğumuz sürece ölüm yoktur, ölüm olduğunda da biz yokuz.

Edebiyatçıların yanılgısı, bizi yalnızca ruhun saygın hale getirebileceğine inanmalarıdır.

Mantıksız aşk dehanın belirtisidir.

İnsan ruhunun ve zihninin yarattığı herhangi bir yaratı önemlidir; çünkü kendini aşarak, evrensel ruhun ve zihnin ve tüm duygu ve düşünce dünyasının onda neredeyse kusursuz bir yansısını bulduğu bir şeye dönüşür; öneminin derecesi de bununla ölçülür.

Ölüm sevgisi yaşamı ve insanlığı sevmeye yol açar.

Aşk ister incelikli bir yaşam sevinci isterse de en güçlü şehvet olsun, her zaman yalnızca kendisidir; organik yaşama duyduğumuz yakınlıktır, çürümeye yazgılı olanı acınası bir biçimde şehvetle kucaklamamızdır ve şefkat en hayran olunacak tutkuda olduğu gibi en azgın olanında da vardır.

Yaşam, maddenin değişimine karşın biçimin korunması demektir.

Dünyadaki bu ölüm şenliğinden ve yağmurlu akşam gökyüzünü kızgın alevlere boğan bu çirkin ateşten de günün birinde sevgi doğar mı dersin?

Jyllands-Posten

Richard Dawkins 

Toplumun abartılı din saygısının, sıradan insani saygının ötesine geçişini etkili bir şekilde aydınlatan özel bir dava:

Bu dava Şubat 2006'da parlayıverdi; komedi ve trajedinin sınırlarında çılgınca yön değiştiren komik bir olaydı.

2005 yılının eylül ayında bir Danimarka gazetesi, Jyllands-Posten, Hz. Muhammed'i tasvir eden 12 adet karikatür yayımladı. Sonraki üç ay zarfında, Danimarka'ya sığınmalarına izin verilmiş iki imam önderliğinde, Danimarka'da yaşayan Müslümanlardan oluşan küçük bir grup, İslam dünyasını baştan başa saracak bir öfkeyi özenle ve sistemlice besledi.

2005 sonunda, sürgünde yaşam süren bu kötü niyetliler yanlarına bir dosya alarak Danimarka'dan Mısır'a seyahat ettiler. Ardından dosya burada kopyalandı ve başta Endonezya olmak üzere tüm İslam ülkelerine dağıtıldı. Dosyanın içeriğinde Danimarka'daki Müslümanların maruz kaldığı sözümona eziyet hakkında temelsiz iddialar vardı ve Jyllands-Posten'in devlet yönetimindeki bir gazete olduğu iftirası da bu dosyada yer almıştı. Dosyada ayrıca kritik nitelikli 12 karikatür ve imamların kaynağını açıklamadan ekledikleri, ancak Danimarka'yla kesinlikle hiç ilgisi olmayan 3 ilave resim bulunuyordu. Orijinal 12 karikatürün aksine, bu üç ekleme resim gerçekten hakaret boyutundaydı. Ya da olacaklardı; tabii eğer ateşli propagandacının ileri sürdüğü üzere gerçekten Muhammed'i betimliyor olsalardı. Bu üç resimde bilhassa zarar verici olanı bir karikatür değildi ve bu resim, lastikli sahte bir domuz burnu takan sakallı bir adamın faks cihazından geçmiş fotoğrafıydı. Daha sonra bunun bir Associated Press fotoğrafı olduğu ortaya çıktı; fotoğraf Fransa'daki bir köy panayırının her yıl düzenlediği domuz çığlığı yarışmasına katılan bir Fransız vatandaşının fotoğrafıydı. Fotoğrafın ne Muhammed Peygamber, ne İslam ne de Danimarka'yla bir bağlantısı vardı. Ancak Müslüman eylemcilerin Kahire'ye yaptıkları zararlı ve coşkulu yürüyüşleri bu üç bağlantıyı protesto ediyordu. Ve tahmin edilebilir sonuçlar hayat buldu.

Özenle işlenen 'incinme' ve 'hakaret', 12 orijinal karikatürün yayımlanmasından 5 ay sonra patlamaya hazır bir noktaya geldi. Pakistan ve Endonezya'daki göstericiler Danimarka bayraklarını yaktı ve Danimarka hükümetinin özür dilemesi adına isterik taleplerde bulunuldu. Ne için özür dilenecekti? Karikatürleri onlar çizmedi ya da yayımlamadı.


Danimarkalılar tam anlamıyla özgür bir basının bulunduğu bir ülkede yaşarlar ki bu, çoğu İslami ülkedeki halkın anlamakta zorluk çekeceği bir şeydir.

Norveç, Almanya, Fransa ve hatta Amerika'daki gazeteler, Jyllands-Posten'la iyi niyetli dayanışma içinde olduklarını gösterircesine karikatürleri tekrar bastılar ve ateşe körükle gitmiş oldular. Elçilik ve konsolosluklar kınandı, Danimarka ürünleri boykot edildi, Danimarka halkı ve genellikle Batı Amerikalılar fiziksel tehdide maruz kaldı; Pakistan'daki Hristiyan kiliseleri, Danimarka ve Avrupa'yla hiçbir bağlantıları olmamasına rağmen yakıldı. Libyalı isyancılar saldırdığında 9 kişi öldü ve Bingazi'deki İtalyan konsolosluğu yandı. Germain Greer bu konuyla ilgili yazısında şöyle diyor:

"Bu insanlar kıyamet çıkarmaya sahiden bayılırlar ve en iyi yapabildikleri şey de budur." 

Danimarkalı karikatüristin kellesine Pakistanlı bir imam tarafından 1 milyon dolar ödül kondu. Belli ki 12 farklı Danimarkalı karikatürist olduğundan habersizdi ve en kötü üç resmin Danimarka'da hiçbir zaman ortaya çıkmadığından da neredeyse kesin olarak habersizdi. Nijerya'da Danimarkalı karikatürleri kınayan Müslüman protestocular birkaç Hristiyan kilisesini ateşe verdiler ve sokaklardaki Hristiyanlara saldırıp onları öldürmek için pala kullandılar. Bir Hristiyan zorla bir araba lastiğinin içine tıkıldı, benzinle ıslatılıp tutuşturuldu. Taşıdıkları pankartların üzerinde şiddet içerikli ifadeler bulunan göstericiler fotoğraf karelerine yansıdı: "İslam'a hakaret edenleri katledin!", "İslam'la alay edenleri doğrayın!", "Avrupa, bunun bedelini ödeyeceksin: Yıkım başlamak üzere!" ve görünüşe göre ironisiz olarak, "İslam vahşi bir dindir diyenlerin kafasını kesin!"

Birçok kişi Müslümanlar tarafından iddia edilen isterik 'üzüntüyle', Arap medyasının klişe Yahudi karşıtı karikatürlerini yayımlamakta gösterdiği gönüllülük arasındaki zıtlığı fark etti. Pakistan'daki Danimarka karikatürleri karşıtı gösteri sırasında, siyah çarşaflara bürünmüş bir kadın, "Tanrı Hitler'i korusun" yazılı bir pankartı taşırken fotoğraflandı.

Tüm bu çılgın gümbürtüye cevaben, saygın liberal gazeteler şiddeti kınadılar ve ifade özgürlüğü hakkında göstermelik beyanlarda bulundular. Ancak aynı zamanda, Müslümanların 'katlandıkları' derin 'üzüntü' ve 'kalp kırıklığı' için 'saygı ve duygudaşlık' hislerini bildirdiler. Hatırlayın, üzüntü ve kalp kırıklığı herhangi bir Müslümanın şiddete ya da bir tür gerçek acıya maruz kalması sonucu ortaya çıkmamıştı: Tüm bunlara sebep olan, Danimarka sınırları haricinde yaşayan hiç kimsenin asla adını dahi duymadığı bir gazetede yayımlanan birkaç acemi karikatürdü; ancak bu kasten planlanmış bir zarara teşvik kampanyasıydı.

Bu uğurda kimseyi üzmek ya da kimsenin kalbini kırmak niyetinde değilim; ama laik topluluklarımızın dine aşırı ayrıcalık tanıması beni hem şaşırttı hem de ilgimi çekti. Tüm politikacılar yüzlerinin saygısız karikatürlerine alışmalı ve hiç kimse onları savunmak için ayaklanmamalıdır. Ancak din söz konusu olduğunda bizden böylesi eşsiz, ayrıcalıklı bir saygı görmesini sağlayan özellik nedir? H.L. Mencken'in dediği gibi:


"Diğer dostlarımızın inancına saygı göstermek zorundayız; ancak bu saygı yalnızca karısının güzel, çocuklarının da akıllı olduğu teorisine gösterdiğimiz anlayışta ve boyutta olmalıdır."

21 10 2014

Uzun Sözün Kısası

Elias Canetti 

Günler birbirinden ayrılır; fakat gecenin tek bir adı vardır.

Bugüne kadar iktidara, o iktidarı kendisi için istemeden saldıran bir insan duymadım; bu türün en tehlikelileri ise dini bütün ahlakçılardır.

Ölüler yargılarla, yaşayanlar ise sevgiyle beslenirler.

Gün gelecek, eski yolculuk yazıları en büyük sanat eserleri kadar değer kazanacak; çünkü yeryüzü, bilinmediği sürece kutsaldı ve bir daha da asla öyle olamayacak.

Tanrı, insanın kendini beğenmişlikleri arasında en büyüğüdür.

Yaşamın en cesur yanı, ölümden nefret etmesidir; bu nefreti silen dinler, aşağılık ve zavallıdır.

Asıl önem taşıyan, paraya o gereksinildiği zaman da değer vermemektir.

İnsan hiçbir zaman dünyayı daha iyi kılmaya yetecek kadar üzülemiyor. Çünkü karnı çok çabuk yeniden acıkıyor.

Başarılı insan yalnızca alkışları duyar, bunun dışında sağırdır.

İnsanlar koltuklarda oturup masalarda yediklerinden bu yana, savaşlar daha uzun sürüyor.

Tutkusuz yaşayan, yaşıyor sayılmaz; tutkulara hep gem vuran, yarım yaşar; tutkulardan ötürü yıkıma sürüklenen, en azından yaşamış demektir.

Kendi kendileri olarak kalanlar için kurtuluş yoktur.

İnsanın bedelini ödemek zorunda olmadığı güçlü arzu yoktur; ama arzunun en yüksek bedeli, gerçekleşmesidir.

Düşmanımın düşmanı, dostum değildir.

Dinlerin işlediği asıl günah, sanki hakları varmışçasına ve yazgılarına ilişkin herhangi bir şey biliyorlarmışçasına ölülerle oynayarak onlara karşı işledikleri günahtır.

Neyi anlatabilir ki insan, büyük bir utanç duymaksızın?

Anarşizm

Steven Pinker 

Romantik 1960'larda, barışçılığıyla övünen Kanada'da genç bir delikanlı olarak, Bakunin anarşisinin sağlam bir taraftarıydım. Ebeveynlerimin, "Eğer hükümet kolluk kuvvetlerini bir kenara iterse her yer cehenneme döner." nasihatine gülüp geçmiştim.

Rekabet içindeki tahminlerimiz 17 Ekim 1969 günü sabah saat 8.00'de Montreal kolluk kuvvetleri greve başladığında sınanmaya başladı. Öğleye doğru saat 11.20'de ilk banka soygunu gerçekleşti. Öğlen olduğundaysa şehir merkezindeki dükkanların çoğu yağmalama yüzünden kapandı. Bu olaylar üzerinden daha birkaç saat geçmemişti ki, taksi şoförleri havaalanı müşterileri için kendileriyle rekabet halindeki bir limuzin kiralama şirketinin binasını ateşe verdiler. Bir keskin nişancı çatılardan birine çıkarak bir polis memurunu öldürdü. İsyancılar bazı otel ve restoranları bastı ve bir doktor banliyödeki evine giren bir hırsızı öldürdü.

Günün sonunda, 6 banka soyulmuş, neredeyse 100 dükkan yağmalanmış, 12 yangın başlatılmış, 40 araba dolusu dükkan camı kırılmış, şehir otoriteleri orduyu ve elbette Kanada atlı polislerini düzeni yeniden sağlamak adına çağırmadan evvel mülk zararı 3 milyon doları aşmıştı. Bu belirleyici, deneysel sınav siyasi görüşlerimi sükutu hayale uğratmıştı.

On Emir

Anonim 

Sana yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma.

Her meselede, zarar vermemek için mücadele et.

Arkadaşlarına, arkadaş canlılara ve dünya geneline sevgi, şefkat, içtenlik ve saygıyla yaklaş.

Kötülüğe göz yumma ve adaleti uygulamaktan çekinme ama özgürce itiraf edilen ve dürüstçe pişmanlık belirtilen kabahatleri affetmeye daima hazır ol.

Hayatını neşe ve hayranlık duygusuyla yaşa.

Hep yeni şeyler öğrenme arayışında ol.

Her şeyi sına; durumlar karşısındaki fikirlerini daima gözden geçir. Eğer uyumlu değilse tutkuyla bağlı olduğun bir inancı dahi terk et.

Düşünce ayrılıklarını asla sansürleme ya da yok etme; diğer insanların seninle aynı fikirde olmama haklarına daima saygı duy.

Öz deneyim ve mantığınla kendi bağımsız fikirlerini oluştur. Başkalarının seni körü körüne idare etmelerine izin verme.

Her şeyi sorgula. 


20 10 2014

Aşk, Hayat, Sanat

Andre Gide 

Aşk oyunlarında en büyük ustalıkları, sapıklıkları kibar fahişelerde değil, birtakım 'dürüst' evliliklerde aramak gerekir.

Hepiniz aynısınız; evde ve benzerleriniz arasında yiğitlik taslıyorsunuz; ama dışarda ve herkesin önünde cesaretiniz uçup gidiyor. Sizi bunaltan kınamaları gerçekte çok haklı buluyorsunuz; içinizden güzelce tersini savunuyorsunuz; ama bu işi yüksek sesle yapmaktan kaçınıyorsunuz.

Doğum oranı çok olan bir milletin, çökmeye yüz tutan bir ırkta olduğu gibi, insan hayatına önem vermesi, aynı şekilde her ferde saygı göstermesi beklenemez.

Bugün en iyi yazılarım, en az çaba ile yazdıklarımdır.

İnsanın çok güzel at, sığır, kümes hayvanı, tahıl, çiçek türleri elde etmek için o kadar şey yapıp da hala tıpta kendi dertlerine bir rahatlama, acımada bir çare, dinde bir avuntu, sarhoşluklarda da unutuş arar durumda olması aşağılık, yüz kızartıcı bir durum değil midir?

Yaşamda hiçbir şey çözülmez, her şey sürer. Belirsizlik içinde kalır insan; sonuna kadar da neye dayanacağını bilemeden öyle kalacaktır. Bu arada, hiçbir şey olmamışçasına yaşam sürüp gider. Buna da razı olur insan, her şeye razı olduğu gibi.

İnsan azıcık incelemeyi bildi mi, çoğu zaman, bir kümeste, bir köpek evinde, bir akvaryumda, bir tavşanlıkta ya da bir ahırda, kitaplardakinden, hatta, inanın bana, her şeyin az çok karışıp bozulduğu bir insan topluluğunda öğrenebileceklerinden çok daha fazlasını öğrenir.

İnsan ruhu sofuluğa gömüldükçe gerçek duygusunu, gerçek zevkini, gerçek gereksinimini, gerçek aşkını yitirir. Bu dünyada her şeyi apaçık görmek en çok önemsediğim şeydir; bir sofuyu huzura kavuşturan yalanın kalınlığı karşısında şaşırıp kalırım.

Birbirini seven iki yaratığın her biri, isteminin, bilincinin dışında, ötekine göre biçimlenir; ötekinin gönlünde gördüğü sevgiliye benzemeye çalışır. Gerçekten seven kişi, içtenlikten el çeker.

Sanatta, hele edebiyatta, yalnızca bilinmediğe doğru atılanlar değer taşır. Her türlü kıyıyı ilkin ve uzun zaman gözden kaybetmeye razı olmadan yeni toprak keşfedemez insan.

Çoğu zaman, hemen hemen düşünülmeden yapılan bir ilk iş, düzelmez biçimde sınırımızı çizer; öyle bir çizgi çekmeye başlar ki, sonradan bütün çabalarımız silemeyecektir onu.

Sevdiği ve sevilmek istediği sürece, seven kişi olduğu gibi görünemez; üstelik ötekini görmez; süslediği, tanrılaştırdığı, yarattığı bir yüce sevgili görür onun yerine.

Sanatçı

Nazım Hikmet 

İnsan dediğin, her şeyden önce sosyal, tarihi, konkre bir varlıktır. Bütün tarih devrelerinde insan sosyal çevrelerin, sosyal sınıfının da insanıdır. Ben, mücerret, bütün devirler ve bütün sosyal şartlar için bir ve aynı olan insandan bahseden edebiyatı, felsefeyi anlamam. Mücerret insan benim anladığım manada, sahici insanın gölgesi bile değildir. Bize sahici insanların içini, dışını, kavgalarını, ihtiraslarını anlatan bir edebiyat lazım.

Dönemlerinin karanlık güçleriyle savaşan sanatçılara her ülkede ve her çağda rastlanır. İnsanların mutluluğu ve dünyada güzel bir yaşam için savaşa giren bu ilerici sanatçılar her zaman karanlık güçlerce kuşatılmış, kovuşturulmuş, baskıya uğratılmış, hapsedilmiş ve öldürülmüşlerdir. Fakat onlar hiçbir baskı ve tehdidin, hiçbir ölümün, hiçbir yalanın; tarihin akışını iyiye, güzele, haklıya ve mutluluğa yönelişini durduramayacağını bilirler.

Hayatımı ve sanatımı, yaratıcı, geniş halk yığınlarının hayatına ve yaratıcılığına bağlamışım. İnsanlarımı seviyorum, bütün zaafları ve kepazeliklerine rağmen onlara güveniyorum; tarihi onlar yapmışlardır ve onlar yapacaklardır. İşte sanatım aydınlıksa, ümitliyse, palavracı değilse bundan dolayıdır. Halbuki şairlerimizin çoğu bu bakımdan şaşkın bir durumdadır. Kafaları karmakarışık ve yürekleri sosyal durumlarından gelen bir kahredici şüphe içindedir.

İnsancıklar

Stefan Zweig 

1844'te, 24 yaşındaki o yalnızların en yalnızı "ateşli bir tutkuyla, neredeyse gözyaşları içinde", İnsancıklar'ı, bu usta işi insanlık çalışmasını yazdı. En büyük utancı olan yoksulluk üretti onu, en büyük kudreti, acıya olan sevgisi, sonsuz merhameti de kutsadı. Yazılı sayfalara güvensizlikle baktı. Orada kadere sorulmuş bir soru olduğunu, bir karar verileceğini seziyordu; güçlükle şair Nekrasof'a elyazmalarını kontrol etmesi için götürmeye karar verdi. İki gün hiçbir haber çıkmadı. Geceleri tek başına evde oturup düşünüyor, lambanın gazı bitinceye kadar çalışıyordu. Birdenbire gecenin dördünde kapının zili hararetle çalındı ve Nekrasof şaşkınlıkla kapıyı açan Dostoyevski'nin kollarına atıldı, boynuna sarıldı, öptü ve kutladı.

O ve bir arkadaşı birlikte elyazmalarını birbirlerine okumuşlar, bütün gece dinlemişler, sevinçten deliye dönmüşler ve ağlamışlardı. Sonunda dayanamamışlardı: Gelip ona sarılmak istemişlerdi. Bu, Dostoyevski'nin hayatının ilk saniyesiydi, gece yarısı çalan bu zil onu şöhrete çağırıyordu.


Sabahın ilk ışıklarına kadar ateşli sözlerle mutluluk ve coşkularını paylaşırlar. Ardından Nekrasof Rusya'nın en büyük eleştirmeni Belinski'ye koşar. "Yeni bir Gogol doğdu" diye bağırır daha kapıdayken, elyazmalarını bir bayrak gibi sallayarak. "Size kalsa Gogol'lar mantar gibi yerden bitecek" diye homurdanır güvensiz eleştirmen, böylesi bir heyecana kızarak.

Ama ertesi gün Dostoyevski onu görmeye geldiğinde oldukça değişmiştir. "Peki, siz burada neyi başardığınızın farkında mısınız?" diye heyecanla bağırır iyice şaşkına dönmüş olan genç adama.


Dostoyevski dehşete kapılır, bu yeni ve ani şöhret onda tatlı bir ürperti uyandırır. Rüyada gibi iner merdivenleri, sokağın köşesinde sallanarak ayakta durmaya çalışır. Kalbini sıkıştıran bütün o karanlık ve tehlikenin güçlü bir şey olduğunu, çocukluğundaki belirsiz "büyüklük" hayallerinin ölümsüzlük olduğunu, bütün dünya için acı çekmek olduğunu ilk kez hisseder; ama buna inanmaya cesaret edemez. Coşku ve vicdan azabı, gurur ve tevazu göğsünde belli belirsiz salınıp durmaktadır, hangi sese inanacağını bilemez. Sarhoş gibi sokağın karşısına geçer, gözyaşlarına mutluluk ve acı karışır.

19 10 2014

Hitler ve Stalin

Richard Dawkins 

Hitler ve Stalin ateistlerdi. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

"Bu soru din konusunu tartışmaya açtığım hemen her konferans ve elbette çoğu radyo sohbetinde karşıma çıkmıştır. Bu soru haşin ve kızgın bir tavırla yöneltilir ve iki genel sanı vardır:


1. Stalin ve Hitler ateisttir.
2. Yaptıkları korkunç şeyleri ateist oldukları için yapmışlardır.

Birinci sanı, Stalin için gerçek ancak Hitler için şüphelidir. Ancak birinci sanı her koşulda yersizdir; çünkü ikinci sanı doğru değildir. Yersiz bir sanıdan yola çıkıldığına göre, hiç kuşkusuz her iki iddia da mantıksızdır.

Odaklanmamız gereken nokta, kötü ya da iyi insanların dindar ya da ateist olup olmadıkları değildir. Önemli olan, Hitler ve Stalin'in ateist olup olmadıkları değil, ateizmin insanları kötülük yapmakta sistematik olarak etkileyip etkilemediğidir.

Bazı ateistler kötü eylemler sergileyebilir; ancak bu kötülükleri ateizm adına yapmazlar. Din savaşları ise gerçekten de din adına yapılmıştır ve bu tür savaşlar tarihte korkutucu derecede sık görülür. Ateizm adına yapılmış herhangi bir savaş yoktur. Savaşlar ekonomik hırslar, siyasi tutkular, etnik ya da ırksal önyargılar, keskin dindarlık, intikam ya da bir ulusun yapısındaki bir tür vatansever inançla başlar. Bir savaşın fitilini ateşleyebilecek bir diğer gerçekçi motivasyon ise, bir insanın sarsılmaz bir biçimde kendi inancını tek gerçek inanç olarak görmesidir ve bu görüş rakip dinlerin tüm takipçilerini kafir olarak gören ve ölüm cezasına mahkum eden ve aleni bir şekilde, Tanrı'nın askerlerinin doğrudan cennete gideceklerini vaat eden bir kutsal kitapla desteklenir."


Sam Harris: Dinsel inancın tehlikesi, sıradan insanların çılgınlık meyvelerini toplamalarına ve bu meyvelerin kutsal olduklarına inanmasına imkan vermesidir. Her yeni neslin çocuklarına dinsel konuların diğer konular gibi haklı çıkarılmasına gerek duyulmadığı öğretildiğinden, medeniyetler hala akılsız ordularla dolup taşmaktadır. Bugün bile birbirimizi eski literatüre dayanarak öldürmekteyiz. Bundan daha üzücü ve saçma bir şey olabilir mi?

"Bir düşünün, hangi insan inançsızlığı uğruna savaşmak ister?"

18 10 2014

Din

Douglas Adams 

Din.. Merkezinde bazı fikirler barındırır ve biz bunları kutsal ya da mübarek diye adlandırırız ya da benzer terimler kullanırız. Bu, şu anlama gelir: "İşte hakkında kötü söz söyleme izninizin olmadığı bir fikir ya da bir kavram; tek kelimeyle, bu yasaktır. Peki, neden olmasın? Çünkü yasaktır!

Eğer birisi sizin onaylamadığınız bir partiye oy verirse bu konuda onunla istediğiniz kadar tartışmakta serbestsiniz; herkes bir görüş bildirecek ama bu kimseyi rencide etmeyecektir. Eğer birisi vergilerin artması ya da azalması gerektiğini söylerse bu konuda da yorum yapmakta özgürsünüz. Ancak diğer yandan, birisi "Bir Sebt günü ışık düğmesine dokunmamalıyım" derse ona şöyle dersiniz: "Buna saygı duyarım."

Neden Muhafazakar partiyi ya da İşçi partisini, Cumhuriyetçileri ya da Demokratları, şu ya da bu model ekonomiyi ya da Windows yerine Macintosh'u desteklemek tamamen meşrudur da kainatın nasıl meydana geldiği ve onu kimin yarattığıyla ilgili bir fikir beyan etmek yasaktır? Kutsal meseleler olduğu için mi?

Meseleyi mantıklıca irdelediğinizde, böylesi fikirlerin diğer fikirlerle çekişebilmesi adına en az onlar kadar serbest olmamasının bir nedeni yoktur; tabi eğer söylenmemeleri gerektiğini aramızda bir şekilde kararlaştırmadıysak.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...