22 11 2014

Ninni

Chuck Palahniuk 

Günümüz insanları ekşi kremalı patates cipsi reklamı duyar duymaz onu satın almak için hemen sokağa fırlıyorlar ama buna özgür irade diyorlar.

Güç insanı bozar. Mutlak güç insanı mutlaka bozar.

Hiç kimse müzik bağımlısı olduğumuzu itiraf etmek istemiyor. Bu asla mümkün değil. Hiç kimse müzik, televizyon veya radyoya bağımlı değil. Sadece daha fazlasına ihtiyacımız var; daha fazla kanala, daha büyük bir ekrana, daha yüksek sese. Onsuz olmaya dayanamıyoruz ama hayır, kimse bağımlı değil.

Taşlar ve sopalar kemiklerini kırabilir ama kelimeler canını öyle bir yakar ki şaşarsın.

Hiçbir detay not edilmeyecek kadar önemsiz değildir.

Hikayelerin sorunu, olayın kendisinden sonra anlatılıyor olmalarıdır.

Nazi kamplarından kurtulan Musevilerin çoğunun neden vegan olduğunu biliyor musun? Çünkü onlar hayvan gibi davranılmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorlar.

Tablonun bütününü unutmanın sırrı, her şeye yakından bakmaktır.

Hayatta karınızla çocuğunuzun ölüsünü bulmaktan daha kötü şeyler de vardır.

Hayatınızı mahvetmenin en iyi yolu not tutmaktır. Yaşamaktan kaçınmanın en iyi yolu sadece durup izlemektir. Olaya dahil olmayın. Bırakın da Büyük Birader sizin yerinize şarkılar söyleyip dans etsin. Muhabir olun. İyi bir şahit olun. Seyircilerin makbul bir üyesi olun.

Hepimiz birbirimizden nefret ediyoruz. Hepimiz birbirimizden korkuyoruz.

Yabancı bir şey her zaman sizin sayenizde kendi hayatını yaşar. Tüm hayatınız dünyaya gelecek bir şeye vesile olur.

Herkesin hayal gücü köreldiğinde, artık hiç kimse dünya için bir tehdit olmayacak.

20 11 2014

Uzun Sözün Kısası

Jean-Jacques Rousseau 

En çok yaşamış olan insan en çok yıl saymış olan değil, yaşamı en çok hissetmiş olandır. Yüz yaşında kendini gömdürüp de daha doğar doğmaz ölmüş olanlar vardır.

Özgür gibi görüneninki kadar tam bir bağımlılık yoktur.

Yargılarımızı ve değerlendirmemizi iyiliği ve kötülüğü tanımadan önce saptıyor, sonra da her şeyi bu yanlış ölçüye vurarak hiçbir şeye gerçek değerini vermiyoruz.

Gerçek bir dostluğun sesi kadar insanın yüreğini etkileyen hiçbir şey yoktur.

En bilginler, en aydınlar her zaman en ölçülü olanlardır.

İnsanı toplumsal yapan şey zayıflığıdır. Yüreklerimizi insanlığa iten, ortak sefilliklerimizdir. Her türlü bağlılık bir yetersizlik göstergesidir. Gerçekten mutlu bir varlık, yalnız bir varlıktır.

Mülkiyet denen şeytan dokunduğu her şeyi bozar.
 

Vicdan, filozofların en aydın olanıdır. 

Güzel kadınların budalaca boyun eğdikleri modaları getirenler neredeyse her zaman çirkin kadınlardır.

Özgürlüğün, erkin, doğal gücün kadar uzağa gider, daha öteye değil; geri kalan her şey yalnızca köleliktir, düştür, büyüdür.

Gururun yanılsamaları en büyük mutsuzluklarımızın kaynağıdır.

Özgürlük hiçbir yönetim biçiminde yoktur, özgür insanın yüreğindedir.

Kendisini terk eden durumu terk etmeyi ve yazgıya karşın insan kalmayı bilene ne mutlu!

Çapkın

Milan Kundera 

Çok sayıda kadının peşinde koşan erkekleri rahatlıkla iki kategoriye ayırabiliriz. Bazıları bütün kadınlarda kendi öznel ve değişmez kadın düşlerinin gerçekleşmesini beklerler. Ötekiler ise nesnel kadın dünyasının sonsuz çeşitliliğini ele geçirme isteğiyle davranırlar.

Birincilerin saplantısı "lirik"tir; kadınlarda aradıkları şey kendileri, kendi idealleridir ve bir ideal tanımsal olarak hiçbir zaman bulunamayacak bir şey olduğuna göre, tekrar tekrar hayal kırıklığına uğrarlar. Onları kadından kadına sürükleyen şey, kararsızlıklarına bir tür romantik özür sağlar; öyle ki birçok duygusal kadın onların bu gemi azıya almış çapkınlıklarında dokunaklı bir yan bulur.

İkincilerin saplantısı "epik"tir ve kadınlar bunda en ufak bir dokunaklı yan görmezler; erkek, kadınlara öznel bir ideal yansıtmaz ve onun için her şey ilginç olduğundan, hiçbir şey onu hayal kırıklığına uğratamaz. Bu hayal kırıklığına uğrayamama özelliğinde rezilce bir yan vardır. Epik çapkının saplantısında kefaret yanının -hayal kırıklığı yoluyla ödenen kefaret- eksik olması insanların gözüne batar.

Lirik çapkın hep aynı tip kadının peşinden koştuğu için, bir sevgiliyi ötekinden ayıranın ne olduğunu görmeyiz bile. Dostları sürekli olarak onun sevgililerini birbirleriyle karıştırıp aynı adla çağırarak yanlış anlamalara neden olurlar.

Bilginin peşinde olan epik çapkınlar ise çarçabuk bıktıkları alışılmış kadın güzelliğinden yüz çevirirler ve kaçınılmaz olarak birer garabet koleksiyoncusu olup çıkarlar. Bunun farkındadırlar ve biraz da utanırlar bu durumdan; öyle ki dostlarını zor durumda bırakmamak için sevgilileriyle insan içine çıkmaktan kaçınırlar.

19 11 2014

Kardeşimin Hikayesi

Zülfü Livaneli

Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar; ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür, nedense bundan kimse korkmaz.

İnsan soyunun duygularını anlatan, psikolojik derinliklerine inebilen tek bir birikim vardır, o da edebiyat. Hayatın tek gerçek yanı kurgudur, hikayelerde anlatılanlardır. Edebiyat, hayatı anlamanın tek yoludur.

Hayatta her şeyin bir bedeli vardır.

Birçok insan herkesi ve her şeyi gözlemleyemez, başkalarıyla ilgilenemez; çünkü aşırı derecede kendi duygularıyla ve egosuyla meşguldür.

Rus kızı votka gibidir; tek başına içilir, hiçbir şey istemez ama Türk kızı rakı gibidir; yanında meze ister, peynir kavun ister, ister oğlu ister.

İnsanın kaderini bilmesinden daha korkunç ne olabilir?

Bazı kelebek türlerinin bir günlük ömrü, hücre bölünmesinin hızlı olmasından dolayı, insanın 80 yılına denktir. Bu durumda 70 yaşında ölen bir insan mı daha uzun yaşar, 25. saatini gören bir kelebek mi?

İnsanın en kötü yalanı, kendine karşı olanıdır.

Hayvanların yaptığı gibi neredeyse hafızasız yaşamak ve mutlu olmak mümkündür ama hiçbir şeyi unutmadan yaşamak imkansızdır. Uykusuzluk, derin düşünceye dalmak, tarihselliği hissetmek, yaşayanlar için zararlı ve sonunda ölümcüldür. Bu "yaşayanlar" kavramının içine bir insan, bir halk ya da bir kültür dahildir.

Denizler ötesine giden kişi yalnızca iklimi değiştirmiş olur, aklını değil.

İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz; çünkü hiçlik zor geliyor.

Normal insanlar bir cinayet haberi alınca ayrıntıları öğrenmek ister.

İnsan duygularının en tehlikelisi aşktır. Aşk dünyadaki en tehlikeli, en öldürücü duygudur. İnsanları felakete sürükler.

Bazen insan o kadar eziliyor ki, öfke bile duyamaz hale geliyor.

İnsanlık bir gün bu barbarlık dönemini aşacak ve canlıları öldürüp etini yiyen bizlere aşağılayarak bakacaklar.

17 11 2014

Martin Eden

Jack London 

Aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. Yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir. 

Hizmet edilecek tek efendi güzelliktir.

Güneş altında uyuklayan köpekler sık sık sızlanıp havlarlar; fakat kendilerini böyle sızlandırıp havlatan şeyin ne olduğunu anlatamazlar. 

İnsan mutlak doğrulara asla ulaşamaz.

Gerçekten büyük olan şairlerin her dizesi güzel hakikatlerle doludur ve insanın içindeki yüce ve soylu hislere seslenirler. Onların bir dizesini bile atmak dünyayı aynı ölçüde yoksullaştırmak olur.

Kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.

Gazetecilik yazı üslubunu mahveder.

Yeryüzünde her şey yolunu şaşırabilir, aşk dışında. Zamanla zayıflayıp tökezlemediği sürece aşk yolunu şaşırmaz.

"talihin ağır darbeleri altında
kan revan içinde ama dimdik başım"
(William Ernest Henley)

Bilinmeyenden başka tanrı yoktur, Herbert Spencer da onun peygamberidir.

İnsanlar görüşlerine göre hareket ederler, daha fazlası da gelmez ellerinden.

Eğer bilmediğin bir oyun oynuyorsan ilk hamleyi daima rakibine bırak.

"değil mi ki hayat sonsuza dek sürmez
ölüler asla dirilmezler
ve en yorgun ırmaklar bile
bir yerde ulaşırlar denize"
(Algernon Charles Swinburne)

Nietzsche haklıydı. Dünya güçlülerindir, aynı zamanda soylu olan güçlülerindir. Domuzların ticaret ve alışveriş teknesinde yuvarlanmayanlarındır. Dünya gerçek soylulara, büyük sarışın canavarlara, uzlaşmayanlara, evetleyenlere aittir. Bunlar, sizin gibi, sosyalizmden korkan ve kendilerini bireyci sanan sosyalistleri yiyip yutacaklar. O boyun eğen, aşağılık köle ahlakınız da sizi kurtaramayacak.

Sürüklenip gitmek hayatı en basite indirger; ama asıl acı veren yaşamaktır.

16 11 2014

Vahşi ve Köylü

Jean-Jacques Rousseau 

Vücutları sürekli çalışan iki tür insan vardır ki bunların ikisi de ruhlarını geliştirmeyi pek az düşünürler; köylüler ve vahşilerdir bunlar.

Köylüler kaba sabadır, incelikten uzaktır, beceriksizdir; duyularının güçlü oluşuyla tanınan vahşilerse zihinlerinin inceliğiyle daha çok tanınırlar. Genellikle bir köylüden daha hantal bir yaratık olmadığı gibi bir vahşiden daha ince bir yaratık da yoktur.

Bu fark nereden ileri geliyor? Şöyle ki, her zaman kendisine buyrulanı ya da babasından gördüğünü veyahut gençliğinden beri kendi yaptığını yapan köylü hiçbir zaman göreneklerin dışına çıkamaz ve neredeyse robot gibi sürdürdüğü yaşamında hep aynı işlerle uğraştığı için, alışkanlık ve boyun eğme onda akıl yerine geçer.

Vahşinin durumu ise farklıdır. O, kendisinden istenen bir görev olmadığı, kimseye boyun eğmediği, kendi iradesinden başka bir yasa tanımadığı için yaşamının her etkinliğinde düşünce yürütmek zorundadır; önceden sonuçlarını düşünmeden hiçbir hareket yapmaz, tek bir adım atmaz. Böylece, vücudu çalıştıkça zihni de o ölçüde açılır, gücü ve aklı aynı anda gelişir ve biri genişledikçe öteki de genişler.

15 11 2014

Çiçek Senfonisi

Özdemir Asaf


ölebilirim genç yaşımda
en güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim
şimdi kavak yelleri esiyorken başımda
sevgilim
seni bir akşamüstü düşündürebilirim

ölünceye kadar seni bekleyecekmiş
sersem
ben seni beklerken ölmem ki
beklersem

dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor
yarısı sen oluyorsun, yarısı ben
sonra ikimiz bir bütün oluyoruz
kimseye sezdirmeden

sen bana bakma
ben senin baktığın yönde olurum

senin içine girdiğim zaman
dışımda kalıyorsun
senin dışından sana bakınca
içime sığmıyorsun
 

bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
birinciliği beyaza verdiler
 

vurdun, acısı daha geçmedi
biliyorum, geçecek
ama öyle ağır konuştun ki ardından
o, gittikçe gerçek

beni öyle bir yalana inandır ki
ömrümce sürsün doğruluğu

konuşmak susmanın kokusudur
ya sus-git, ya konuş-gel, ortalarda kalma
yalan korkaklığın tortusudur
dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma

bana yalanlar söylese yetinecektim
ama yalan söyledi

"Başkalarının ekmeği acı, başkalarının merdivenlerinden çıkmak eziyetlidir."
(Dante)

Kitsch

Milan Kundera 

Modern helalarda klozetler yerden yukarı doğru beyaz nilüferler gibi yükselir. Beden ne kadar değersiz olduğunu unutsun, insan sifondaki su bağırsaklarından çıkan artıkları silip götürdükten sonra bu artıkların başlarına gelenleri bilmezlikten gelsin diye mimar elinden geleni yapar. Lağım boruları yapışkan kollarıyla evlerimizin ta içine dalsa da, özenle gözlerimizden gizlenir bunlar ve bizler banyolarımızın, yatak odalarımızın, dans salonlarımızın ve parlamentolarımızın altında yatan bu görünmez bok Venediklerinden habersiz memnun, mesut yaşarız.

Bok, kötülükten daha zor, daha uğraştırıcı bir teolojik sorundur. Tanrı insana özgürlük verdiğine göre gerekirse insanın işlediği suçların sorumlusunun o olmadığını kabul edebiliriz. Oysa bokun sorumluluğu tümüyle onun, insanın yaratıcısınındır.
 

Varoluşla kesin olarak uzlaşmanın önerdiği estetik ülkü, bokun reddedildiği, herkesin bok yokmuş gibi davrandığı bir dünyadır. Bu estetik ülkünün adı kitsch'tir.

Kitsch'in kökeninde varoluşla kayıtsız şartsız uzlaşma yatar.

Kitsch, o duygusal 19. yüzyılın ortasında doğmuş Almanca bir sözcüktür; oradan da Batı dillerine geçmiştir. Ne var ki çok sık kullanılmaktan özgün metafizik anlamını kaybetmiştir sözcük; kitsch, sözcüğün hem gerçek hem de eğretileme anlamında, bokun kesin reddidir, kitsch insan varoluşunda temelden kabul edilemez olan her şeyi kapsamı dışına atar.

Yürek konuştuğunda, akıl karşı koymayı yakışıksız bulur. Kitsch'in egemen olduğu yerde kalbin diktatörlüğü hüküm sürer.

Kitsch'in insanda uyandırdığı duygu kitlelerin paylaşabileceği türden olmalıdır. O halde, kitsch alışılmamış bir durumdan yola çıkamaz; kişilerin belleklerine kazımış oldukları temel imgelerden türemek zorundadır; hayırsız kız evlat, ihmal edilmiş baba, çayırlarda koşuşan çocuklar, ihanete uğramış vatan, ilk aşk.

Kitsch iki damla gözyaşının art arda yuvarlanıvermesine neden olur. İlk damla şöyle der: Çocukların çayırda koşuştuğunu görmek ne güzel şey! İkinci damla ise şunu söyler: Çocukların çayırlarda koşuştuklarını görüp bütün insanlıkla birlikte duygulanmak ne kadar da güzel! Kitsch'i kitsch yapan, ikinci damladır.

İnsanların yeryüzündeki kardeşliği ancak kitsch temeli üzerinde kurulabilir. Ve bunu en iyi bilen de politikacılardır. Açıkta bir fotoğraf makinesi mi gördüler, hemen en yakın çocuğun yanına koşar, havaya kaldırır, yanağından öperler. Kitsch bütün politikacıların, bütün politik partilerin ve hareketlerin estetik ülküsüdür.
Politik hareketler akli tutumlardan çok, şu ya da bu politik kitsch'i oluşturan düş, imge ya da sözcükler üzerinde yükselirler. 

Kitsch'in yalan olduğu ortaya çıktığı an, kitsch, kitsch-olmayan bağlamına girer; böylelikle otorite gücünü kaybeder ve herhangi bir insan zaafı kadar dokunaklı olur sadece. Çünkü hiçbirimiz kitsch'ten tamamen sakınacak kadar insanüstü değiliz. Ne kadar aşağılık bulursak bulalım, kitsch insanlık durumunun vazgeçilmez bir parçasıdır.

Unutulup gitmeden önce kitsch'e dönüştürecekler hepimizi. Varolma ve unutuluş arasındaki durak kitsch'tir.

13 11 2014

Emile

Jean-Jacques Rousseau 

Kentler insan soyunun uçurumudur. İnsanlar karınca gibi üst üste yığılmak için değil, işleyecekleri toprağa dağılmak için yaratılmışlardır; ne kadar çok bir araya gelirlerse o ölçüde kokuşurlar.

"Dinler, ne denirse densin, insanların eliyle ve aracılığıyla doğarlar. Ulus, ülke, yer doğurur dini. Yaşam ve ahlak dinle çok az uyuşmaktadır."

Akıllı insanın yasalara gereksinimi yoktur.

Tehlikelerden korkmamıza yol açan şey, tehlikeleri bilmektir. Kendisini yara almaz, zarar görmez sanan kişi hiçbir şeyden korkmaz.

"Tutku alışkanlıklardan doğmaz." (Latin deyişi)

İnsan doğal durumuna ne kadar yakın kalmışsa yetileriyle arzuları arasındaki fark o ölçüde küçüktür. Mutsuzluk şeylerden yoksun olmakta değil, kendini hissettiren gereksinimdedir.

Akıl ve yargı yavaş yavaş gelir, önyargılarsa sürüyle ve koşar adım gelir.

İnsan kurumlarında her şey çılgınlık ve çelişki yüklüdür. Yaşamımız değerini yitirdikçe onun için daha çok kaygılanıyoruz.

Genellikle elde etmek için acele edilmeyen bir şey çok kesin biçimde ve çabuk elde edilir.

İnsanlar ne kadar çok bilirlerse o kadar yanıldıkları için yanlışı engellemenin tek çaresi cahilliktir. Yargı yürütmedikçe hiçbir zaman yanılmazsınız.

Özgür yaşamak ve insanlarla ilgili şeylere pek az bağlanmak, ölmeyi öğrenmenin en iyi yolu budur.


Hayal gücü canlanıp da onu kendisinin dışına taşımadıkça hiç kimse duyarlı olamaz.

Yürek yalnızca kendi yasalarına uyar; onu bağımlı kılmak istemekle özgür, özgür kılmakla da bağımlı kılmış olursunuz.

Ruhun huzuru, bu huzuru bozabilecek her şeyi hor görmeye bağlıdır; yaşama en çok önem veren insan, onun tadını çıkarmayı en az bilen insandır ve en çok açgözlülükle mutluluğa can atan insan da en sefil insandır.

Evlilikte mutluluk sürdürülebilseydi cennet yeryüzünde olurdu.

Büyük gereksinimler büyük mülklerden doğar ve sahip olmadığınız şeylere sahip olmanın en iyi yolu, sahip olduklarınızı elden çıkarmaktır.

İnsanın talihinden çok kendisinden hoşnut olması kadar düşünme alışkanlığını yitirmemesini sağlayabilecek bir şey olamaz.

Cehennemi başka bir dünyada aramaya ne gerek var? Cehennem zaten bu dünyada kötülerin yüreğindedir.

Duyuların verdiği hazlardan başka iyi bir şey yoktur.

Her şeye gerçek değerini verecek kadar çok şey bilen kişi hiçbir zaman çok konuşmaz; az şey bilen insanlar çok konuşurlar, çok şey bilenlerse az.

Düşünce erkekler açısından erdemin mezarı ise, kadınlar açısından erdemin tahtıdır.

Biz mutluluğumuzu ancak servetimizi yitirdikten sonra kazandık.

Gidip de huzuru bir çölde aramaya gereksinim duyulmayan ülke ne mutludur!

İlahi Komedya

Dante



ey gökyüzüne uçmak için yaratılan insan
niçin düşüyorsun en ufak bir rüzgarda

bir nesnenin kusurları eksildikçe
aldığı tat da, duyduğu acı da artar

üne kavuşmadan yaşamı tüketen kişi
dumanın havada, köpüğün suda bıraktığı iz gibi
bir iz bırakır yeryüzünde

akıl, kötü niyetle
kaba kuvvetle birleşirse
kimse karşı koyamaz bu güce

erdemle tutuşan bir sevgi
tutuşturur hep başka bir sevgiyi
yeter ki dışarı vursun alevi

ne mutlu onlara ki, damak keyifleri
yol açmaz aşırı isteklere, ölçülü bir acıkma
duymakla yetinirler

oğul, şunu bil ki
sürgünün gerçek nedeni
meyveyi tatmak değil, sınırı geçmekti

"Dante ile Shakespeare dünyayı aralarında paylaşır; 
bu iki ad'a eklenebilecek üçüncü bir ad yoktur."
(T.S. Eliot)

Çocukluk, İlkgençlik, Gençlik

Tolstoy 

Yüz güzelliği denilen şeyi oluşturan tek şey bence gülümsemedir. Eğer gülümseme yüze bir hoşluk katıyorsa bu güzel bir yüzdür; yüzü değiştirmezse sıradan bir yüz; çirkinleştirirse karşımızdaki güzel olmayan bir yüzdür.

Birini artık sevmemeye başlamışken aynı anda bir başkasını sevmeye başlamak, birinciye göre iki kat daha güçlü sevmek demektir.

İnsanın toplumsal konumuyla ahlaki konumu arasındaki birbirini tutmazlık, gerçekliğin en şaşmaz belirtisidir.

Büyük acıları yalnızca büyük bir güçlükle sevebilme yeteneğine sahip olan insanlar duyabilirler; onların sevmeye duydukları gereksinim, acıya karşı tepkiyi oluşturur ve onların acılarını giderir, sağaltır. Bu bakımdan insanların ruhsal yapıları, bedensel yapılarından daha dirimlidir. Acı insanı hiçbir zaman öldürmez.

En önemli, en ilginç düşüncelerimiz, birbirimize söyleyemediklerimizdir.

İki kardeş, iki dost, karı koca, efendi uşak gibi sürekli birlikte yaşayan insanların, özellikle de aralarında tam bir içtenliğin olmadığı anlardaki belirsiz gülümseyişleri, bakışları, davranışları ardında sezilen gizemli ilişkileri fark etmeyen var mıdır? Gözlerinizin korka korka ve kararsızca buluştuğu bir anda tüm söylenmemiş istekleriniz, düşünceleriniz ve bunların karşınızdakince anlaşılmış olmasından duyduğunuz korku rastgele bir bakışınızda kendini hemen açığa vurur.

Özsaygı, insandaki "ben herkesten daha iyi ve daha akıllıyım" inancıdır.

İnsanın aklından geçen sayısız düşünce ve düşten hiçbir iz bırakmayanlar olduğu gibi, ruhumuzda derin izler bırakanlar da vardır; öyle ki, bu düşünce ya da düşün ne olduğunu unutur gideriz; ama bir zamanlar kafamızdan güzel bir şeylerin geçtiğini hatırlar, uzaktan uzağa bu derin izleri hisseder ve onları kafamızda yeniden canlandırmaya çalışırız.

Duygu dünyamızda olup bitenlerin gerçeğe benzemezliği, aslında gerçekliğin en şaşmaz belirtisidir.

Tam bir aile kadını olmak için yaratılmış; ama alınyazısının ona bu mutluluğu çok görmesiyle, yüreklerinde yıllar boyu bir koca ve çocuklar için besleyip büyüttükleri onca sevgiyi kendilerine yakın olarak seçtikleri candan birtakım dostlara açıveren az rastlanır kadınlar vardır. Böylesi yaşı geçmiş kızlardaki sevgi pınarı öylesine güçlü, öylesine bitmez tükenmezdir ki, sevip kendilerine yakın bildikleri ne denli çok olursa olsun, sevgileri yalnız bunlara değil, çevrelerindeki herkese, hayat boyu karşılaştıkları iyi ya da kötü bütün insanlara yeter.

12 11 2014

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Milan Kundera 

Suç üzerine kurulu yönetimler mücrimler değil, cennete giden tek yolu bulduklarını sanan coşkulu yandaşlar tarafından kurulur.

Her iki tarafı da mutlu edecek tek ilişki, duygusallığa yer vermeyen ve sevgililerden ne birinin ne de ötekinin birbirlerinin yaşamı ve özgürlüğü üzerinde hak öne sürdükleri ilişki biçimidir.

Birisine merhamet duyarak sevmek gerçekten sevmek değildir.

Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur; sadece farklı değil aynı zamanda zıt tutkular. Aşk çiftleşme arzusunda duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur.

Hiçbir karnaval sonsuza dek sürmez.

Kendisi farkına varmasa da, birey en sıkıntılı anlarında bile güzelliğin yasaları uyarınca örer yaşamını.

Üniversite mezunu ile kendi kendini yetiştirmiş kişi arasındaki fark, bilgi düzeyinden çok dirim gücü ve kendine güven düzeyinin yüksekliğinde ortaya çıkar.

İlk ihanet onarılmazdır. Başka ihanetlerden oluşan bir zinciri harekete geçirir ve bunlardan her biri bizi ilk ihanetimizden uzaklara, daha uzaklara götürür.

Bedensel sevgi şiddetsiz düşünülemez.

Bir toplum zenginse bireylerin elleriyle çalışmalarına gerek yoktur; kendilerini zihin ve ruh etkinliklerine adayabilirler.

Yaşam ne kadar acımasız olursa olsun, mezarlıkta hep huzur vardır.

Gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır; bir de geceleri okunabilecek olanlar.

Sevgi, insanın gücünden vazgeçmesi demektir.

Aşklar da imparatorluklar gibidir; üzerine dayandırıldıkları düşünceler unufak olduğunda onlar da silinir gider.

Terörle yönetilen bir toplumda hiçbir ifade ciddiye alınamaz. Hepsi güdümlü, zorlamadır ve bunları görmezlikten gelmek her dürüst kişinin görevidir.

Mutluluk, yinelenmeye duyulan özlemdir.

Eğretilemelerle oyun olmaz. Eğretilemeler tehlikelidir. Tek bir eğretileme aşkı doğurabilir. Aşk bir eğretilemeyle başlar. Aşk bir kadının, dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesiyle başlar.

Aşk kaybettiğimiz yarımızı özleyişimizdir.

Yüzyılların içinden yürüyüp duran coşkun bir kalabalığın parçası olduğumuzu düşlemek her zaman hoş bir şeydir.

Hüzün, son duraktayız demektir. Mutluluk, birlikteyiz demektir. Hüzün biçimdir, mutluluk içerik. Mutluluk hüznün uzamını doldurur.

Cennete duyulan özlem insanın insan olmamaya duyduğu özlemdir.

6 11 2014

Uzun Sözün Kısası

Fernando Pessoa 

Kalp düşünebilseydi atmaktan vazgeçerdi.

İnançlarımızı, umutlarımızı gerçekle aramızdaki küçük yanlış anlamalar sayesinde kurarız ve mutluluk oyunu oynayan yoksul çocuklar gibi, ekmek kırıntılarına pasta diyerek yaşarız.

Tek trajedi, insanın kendindeki trajikliği görememesidir.

Tek derdimiz kendimizi oyalamak; ne var ki yazgısını unutmak için boş işlerle uğraşan tutuklular gibi değil, vakit geçirmek için yastık kenarı işleyen genç kızlar gibiyiz, hepsi bu.

Üstün zekalı bir insan için, günümüzde reddedişten başka çıkar yol kalmamıştır.

Ernst Haeckel: Üstün insanla sıradan insan arasındaki mesafe, sıradan insanla maymun arasındaki mesafeden büyüktür.

İnsan ruhu karikatürlerin yaşadığı bir tımarhanedir.

Kimilerinin hayatta büyük bir düşleri vardır ve ona ihanet ederler. Kimilerinin hayatında en ufacık bir düşe bile yer yoktur; gene de ihanet ederler ona.

Ellerindekinin sadece bir yanılsama olduğunu sezebilmek; en büyük insanların varabileceği nokta da budur işte, yalnızca bu.

Istırap çekenler sürüler halinde dolaşmaz, gruplar kurmazlar. Acı denen şey yalnız başına çekilir.

İnsan ruhu karanlık, vıcık vıcık bir uçurum, dünya yüzünde kesinlikle kullanılmayan bir kuyudur. Gerçekten tanısa kimse kendini sevemezdi.

Bazı metaforlar, sokakta yürüyen insanlardan daha gerçektir. Kimi kitapların kıvrımlarında saklanan tasvirler, nice erkeklerden, nice kadınlardan daha berrak hayatlar sürerler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...