1 09 2014

Uzun Sözün Kısası

Oscar Wilde 

İnsanın kesin olarak bildiğini sandığı şeyler hiçbir zaman doğru değildir.

Sigara dört dörtlük zevkin dört dörtlük örneğidir. Nefis bir şeydir, insanı yine doyurmadan bırakır. İnsan daha ne ister?

Bakmaya değmeyen tek şey, aşikar olandır.

Bir erkek herhangi bir kadınla mutlu olabilir, onu sevmedikçe.

Bir kadının bir erkeğe yeni bir biçim vermesinin tek yolu vardır: Onu öylesine sıkar ki, adam artık yaşamaktan bezer.

Geçmişin güzelliği geçmiş olmasındadır.

Ben geleceği olan erkeklerden, geçmişi olan kadınlardan hoşlanırım.

İyi etki yoktur. Bütün etkiler ahlak dışıdır. Bilimsel açıdan ahlak dışı. Çünkü birini etkilemek, ona kendi ruhunu aşılamaktır.

Aptallıktan başka günah yoktur.

Yabanilerin, suçlunun ötesini berisini kesmeleri geleneği bugün de insanın kendini yadsıması biçiminde sürüp gidiyor. Bu da yaşantımızı biçimsizleştiriyor.

Herkes tarih yapabilir. Sadece büyük adamlar tarih yazabilir.

Her cinayet bayağı bir şeydir, her bayağılığın cinayet olduğu gibi.

Yaşamak büyük bir düş kırıklığıdır.

Birçok şeyler vardır ki başkalarının kapmasından korkmasak fırlatır atarız.

31 08 2014

Benlik Dramı

Joel Kovel 

Artık modern dönemin neden psikoloji çağı olduğu gözler önüne serilmiştir. Bu dönemde benlik hem şişerek büyümüş hem de sakatlanmıştır. Kişisel hayat her alanda -üretim ve ev hayatı- sorunlu bir biçimde yaratılmaktadır. Ücretli emek bomboş bir benliğin tüketmesi için metalar üretiyorsa, çekirdek aile de ücretli emeğin tüketeceği ve dahası boşaltarak fırlatıp atacağı çekirdeği çıkarılmış bireyler üretmektedir. Ücretli emek, emek gücünün yabancılaşmasında, bireysel benliğin kendisinden kopmasını talep eder, bu arada çekirdek aile içten nevroza kurban olan ama kısmen psikolojinin verdiği garantiler sayesinde kazandığı, dışsal bir güven ihtiyacı duyan bir benlik üretir. Kopan iki parça birbirini güçlendirir ve karşılıklı birbirini etkileyerek kapitalist toplumun karakteristiği olan bir benlik üretir: Kabarmış, hırpalanmış ve içi boş bir benlik.

Kendisini mutsuz eden bir şeytana sahip olan herkes "nevrotik" olarak ve "akıl hastaları"nın hayli geniş marjinal sınıfına dahil olarak görülür. Ancak ondan daha hakiki bir biçimde yüceltilen ve böylece şeytanları sessiz ve otomatik bir biçimde çalışan başkaları, bir anlamda kazanan bir başka anlamda ise kaybedendir. Kazandıkları bellidir: Acının yokluğu. Ama acının öteki yönünü kaybederler: Daha büyük bir farkındalık olanağı, toplumumuzda tecrit edilen o kocaman insani alanla iyice çıldırtıcı bir temas içinde olma. Bu arada, hiçbir iz kalmayacak biçimde yabancılaşmış işlevlerinde özümsenmiş kendi deliliklerine de normallik denir. Normalliğin içerdiği akıl kendini ve yaptıklarını göremeyecek kadar güdüktür. Nevrotikler daha ileriyi görür; ama gördükleri şeyin biçimi çarpıktır ve onlara işkence etmek için geri gelmiştir.

Küçük Yazı Satıcısı

Daniel Pennac 

Kitap bir şenliktir.

Yirmi yaşında ihtiyarlar ve sekseninde gençler vardır.

Hayatta edebiyat diye bir şey yoktur, ticaret vardır.

Yazmak uzun bir sabırdır.

Aşkın müsveddesi olmaz, her defasında doğrudan aslıdır.

Caniler çoğu zaman kendilerine inanılmayan insanlardır.

Beterin beteri, beteri beklemektir.

Hayatta öyle anlar vardır ki, dostlar arasındadır insan, nokta, hepsi bu.

Yüreğinde kapı komşusunun iyiliğinden başka bir şey düşünmeyen bir insanlık düşlüyorum.

Güzel şeylere meraklı olanlar asla vazgeçmezler.

İnsan dünyayı değiştiremiyorsa dekoru değiştirmeli.

Gerçek, nadiren aldığın cevaplardadır.

İnsanın çok uzun süre yüreğinde taşımaması gereken şeyler vardır.

Kırk yaşında insan ya zengindir ya da bir hiçtir.

Yalnızlık, evcilleştirilmiş hayvanlardan uzak tutulması gereken bir işkencedir.

Gerçeklik daima bir yüzyıl ilerdedir.

Hayat bir roman değil, biliyorum. Ama onu yaşanabilir kılan tek şey romanesk.

Din ve Bilim

Stephen Hawking: Tarih boyunca yeni keşifler var olan inançlara meydan okumuştur. Din de bundan müstesna değildir.

Lawrence Krauss: Bilimsel otorite diye bir şey yoktur. Bilimsel uzmanlar vardır. Ama hiç kimse yoktur ki görüşleri sorgulanmaya tabi olmasın.

Cameron Diaz: Bilimde sevdiğim şey bilgidir, bilgi güçtür, bilgi sizi güçlendirir, sizi serbest kılar; çünkü artık aynı noktada takılıp kalmazsınız. Artık daha önce bulunduğunuz ya da başkasının bulunduğu noktada takılıp kalmazsınız.

Ricky Gervais: Bilim yalnızca önyargısız bir biçimde gerçeği arar, iyi ya da kötü. Bilim "Bunu bulmalı mıyım?" diye sormaz. "Yapabilir miyim?" diye sorar. İnançların sorunu da bu: Gerçeklerle ilgilenmiyorlar. Mantıklı biriyseniz gerçekler inançlarınızı değiştirmelidir.

Cormac McCarthy: Bilim, fiziksel dünyayı açıkladığı için insanları cezbediyor. Bu şey nedir? Gerçekliğe ya da fiziki dünyanın ne olduğuna dair son sözü söylüyor mu? Bilmiyorum ama son sözü değilse de hiç olmazsa en iyi sözü söylüyor.

Dan Dennett: Dinler için yepyeni bir çağdayız. Dinler, bin yıl boyunca başkalarının dinleri veya kendi dinleri hakkında bilgi toplayan kitleleri görmezden geldi. Bu dinler, kültürel olarak cehaletin kolayca sürdürüldüğü bir dünyada evrildiler. Teknoloji, cep telefonları, internet ve benzerleri tarafından sağlanan yeni bilgi şeffaflığı, dinlerin binlerce yıldır yüzleşmek zorunda kaldığı bilgi felsefesi alanındaki ilk esaslı değişimdir.

Cameron Diaz: Dinde asırlardır aynı hikayeler anlatılırken bilim daima yeni bir hikaye anlatıyor. Bence, dini hakikat olarak gören kişilerin anlamakta zorlandığı şey, bilimin çok daha geniş kapsamlı olduğudur. 6 bin yıl önce değil, 4 ya da 5 milyar yıl önce başlıyor. Bilimin sunduğu çok daha fazla bilgi var. Bir kitabımız olsaydı şayet, çok daha kalın olurdu.

James Morrison: İnanç sisteminize aşırı bağlı olduğunuz için kulak tıkıyor, inancınıza meydan okunmasından ya da inancınızın sarsılmasından korkuyorsanız işiniz bitik demektir.

Woody Allen: Bir yanılgıyla yaşamayı problemli buluyorum. Sürekli gerçekliği inkar edip sahte bir dünyada yaşayamazsınız. Yalnızca kendi inançlarınıza meydan okumakla kalmamalı, tüm yaşamınız boyunca hatalı olup yanlış yönlendirildiğinizi söylemeye ve görüşlerinizi değiştirmeye de daima istekli olmalısınız. Aksi takdirde bu anlamsız bir yaşam olur.

30 08 2014

Yüzleşme

Sylvia Plath 

Yıkıcı sonuçlar yaratmaksızın görenekleri yıkamayacak denli vicdan şırınga edilmiş içime; yalnızca imrenerek sınıra dayanabilirim, suçluluk duygusuna kapılmaksızın cinsel açlıklarını özgürce giderebildikleri, bütünlüklerini koruyabildikleri için oğlanlardan nefret, nefret, nefret ediyorum; oysa ben buluşmadan buluşmaya sürükleniyorum; hiçbir zaman doyurulmayan, sırılsıklam bir arzuyla. Tiksindiriyor bu beni.

Sevmiyorum, kendimden başka hiç kimseyi sevmiyorum. Bunu kabul etmek sarsıcı bir şey. Annemin benliği silen sevgisinden eser yok bende. Sabırlı, pratik sevgi yok. Ben, dobra dobra, kısaca söylemek gerekirse kendime aşığım; küçük, yetersiz göğüsleri, kıt, cılız yetenekleriyle çelimsiz varlığıma. Kendi dünyamı yansıtanlara sevgi duyma yeteneğim var. Başka insanlara gösterdiğim özenin ne kadarı gerçek ve dürüst, ne kadarı toplumun sürdüğü yapay bir cila, bilmiyorum. Kendimle yüzleşmekten korkuyorum. Bu gece bunu yapmaya çalışıyorum. Mutlak bir bilgi olmasını, beni değerlendirebileceğine, bana gerçeği söyleyebileceğine güvenebileceğim birinin olmasını yürekten istiyorum.


Yaşam yalnızlıktan başka nedir ki? Tüm uyuşturuculara, hiçbir amacı olmayan partilerin yaygaracı neşesine karşın. Sonunda, içinizi açabileceğinizi duyumsadığınız birini bulunca da, ağzınızdan çıkan sözleri işitince donakalacaksınız. İçinizdeki küçük, kasılmış karanlıkta öylesine uzun zaman kapalı kalmaktan öylesine paslı, öylesine çirkin, öylesine anlamsız, güçsüz ki.. Evet, sevinç var, gerçekleştirmeler var, arkadaşlık var; ama ruhun, kendi kendinin yıldırıcı bilincindeki ruhun yalnızlığı korkunç, egemen.

Arka avlumda, sıcak, amorfik aylaklık, esin beni devindirdikçe tembelce yazarak ya da yazmayarak oturmak olmamalıydı yaşam. Tersine, dopdolu bir programa göre, işi başından aşkın kişilerin sincap kafesinde çılgınca koşmaktı yaşamak; çalışmak, dans etmek, düş kurmak, konuşmak, öpüşmek, şarkı söylemek, gülmek, öğrenmek..

Aylaklık

Bertrand Russell 

Bizim uygarlık dediğimiz şeyin hemen hemen tümünü aylak sınıf yaratmıştır. Sanatı geliştiren, bilimleri bulan bu sınıftır; bu sınıf kitaplar yazmış, bu sınıf felsefeler ortaya atmış ve toplumsal ilişkileri bu sınıf inceltmiştir. Hatta baskı altındakilerin kurtuluşu bile genellikle yukarıdan aşağı doğru gelişmiştir. Aylak sınıf olmasa insanlık barbarlıktan hiç kurtulamazdı.

İnsanlığın makinelerin verimliliğinden yararlanabilmesini sağlayacak daha iyi bir iktisadi örgütlenme, daha çok boş zaman kalmasına yol açardı; boş zamanın çoğu ise, hatırı sayılır beyinsel çalışmaları ve merakı olanlar dışında, insanlara sıkıcı gelir. Boş zamanı bulunan bir toplumun mutlu olabilmesi için bu toplumun eğitilmiş, hem de teknik bilginin dolaysız yararı kadar, beyinsel zevk de göz önünde bulundurularak eğitilmiş bir toplum olması gerekir.

Biz iktisadi adaleti gerçekleştirmeye kalkışmadığımız için tüm ulusal gelirin büyük yüzdesi, nüfus içinde büyük bir bölümü hiç çalışmayan küçük bir azınlığa gider. Üretim hiçbir şekilde bir merkezden yönetilmediği için sürüyle gereksiz şey üretiriz. Nüfusun bir bölümünü gereğinden çok çalıştırmak suretiyle geri kalanların emeğinden vazgeçebildiğimiz için, çalışan nüfusun büyük yüzdesini aylak bırakırız. Bu yöntemler yetersiz kalınca da savaş çıkarırız; havai fişekleri ömründe ilk kez görmüş çocuklar gibi, bir kısım insanlara yüksek güçte patlayıcı maddeler yaptırır, bir kısmına da bunları patlattırırız. Bütün bu düzenleri bir araya getirerek, sıradan insanların kaderinin çetin bir bedensel çalışma olduğu fikrini, güç de olsa yaşatmayı beceririz.

Evlilik

Nietzsche: Evlilik bir hapishane değil, içinde daha yüce bir şeylerin yetiştirildiği bir bahçe olmalıdır. Belki de evliliğinizi kurtarmanın tek yolu onu bitirmektir.

Plutarkhos: Yalnızca yatak zevkleri için gerçekleştirilen evlilikler vardır. Bunlar, her biri kendi bireyselliğini koruyan ayrışmış ögeleri üst üste getiren karışım kategorisine aittirler. Bunun yanı sıra, çıkar evlilikleri vardır. Bunlar da, ögelerin yeni ve güçlü bir birlik oluşturduğu, ancak her zaman birbirinden yeniden ayrıştırılabilecek olan karışımlar gibidir. Örneğin bir omurganın parçaları gibi. Tam erimeye gelince, artık hiçbir şeyin bozamayacağı yeni bir birliğin oluşmasını sağlayan erime, bunu ancak eşlerin birbirine aşkla bağlı oldukları aşk evlilikleri gerçekleştirebilir.

Amin Maalouf: Evlilik belalı bir kurumdur. Düğünden önce her adam dikkatlidir, naziktir; göz koydukları genç kıza "kendi" karıları oluncaya kadar prenses gibi davranırlar; sonra hızla birer zorbaya dönüşürler, ona hizmetçi gibi davranırlar, tepeden tırnağa değişirler ve toplum da bu konuda onları yüreklendirir. Düğünden öncesi oyun mevsimidir; sonra ciddi, karanlık ve üzücü şeyler başlar. Kadınlar tarafında da manzara daha parlak değildir. Kapılanacak bir yer aradıkları sürece şeker gibidirler. Tatlı, uzlaşmacı, birlikte yaşamaktan zevk alınacak insanlar olurlar. Damat adayı evlenme kararını verinceye kadar, onu rahatlatmak için gereken her şey yapılır. Kadınlar o ana dek gizlemeye çalıştıkları gerçek tabiatlarını ancak düğünden sonra açığa çıkarırlar.

Güzellik

Pascal Bruckner 

Güzellik, zamanın eninde sonunda yıkıma uğrattığı sonsuzluk parçasıdır.

Güzellik bir mutluluk vaadi değil, kesin bir yıkımdır. Kadın olsun, erkek olsun, güzel varlıklar bizlerin arasına inmiş ve güzelliklerinden dolayı bizleri küçümseyen tanrılardır. Geçtikleri yere bölücülük, mutsuzluk tohumları ekerler ve herkese kendi vasatlığını hatırlatırlar. Güzellik belki bir ışıktır; ama geceyi daha da derinleştirir, bizi çok yükseklere çıkarır ve daha sonra öylesine alaşağı eder ki insan ona yaklaştığına bin pişman olur.

İnsan güzelliği her şeyden önce bir adaletsizliktir. Bazı kişiler yalnızca görünümleriyle bizim değerimizi düşürürler, bizi canlılar dünyasından silerler. Neden onlar da biz değil? Herkes günün birinde zengin olabilir; ama çekicilik, eğer insan doğuştan ona sahip değilse sonradan asla edinilmiyor.

Güzellik her ne kadar ender olsa da fazlasıyla mevcut, fazlasıyla onur kırıcı. Onun hilesi, her gün ayrıkotu gibi biterken, bizleri kendisinin kırılgan olduğuna inandırmak.
 

Güzelliğin hiçbir yararı yok. O sadece bir çoğunluğun belli bir fizyonomi tipi hakkındaki rastlantısal bir düşünce birliğidir. Güzelliği insanın onu görmediği yerde, ayrıksıda, anormalde, hatta basitte aramak daha verimli sonuç verir. Mükemmel olmayış, iç karartıcı düzenlilikten çok daha çekicidir. Heyecan veren bir yüz, uyum içerisinde paylaştırılmış bir kusurlar bütünüdür. 

Herkes kendi yüzünden sorumludur. Her iki cinsiyete ait göz kamaştırıcı insanlar yüzlerini bir peçeyle gizlemedikleri ya da bir cerrahın neşteri altına yatıp onları yeniden şekillendirmedikleri sürece bizler huzur bulmayacağız.

Bakış

John Berger 

Bazen, bir kadının gözlerine bir bakış yerleşir; ne gurur vardır bu bakışta ne alttan alma, ne bir talep ne de bir serüven vaadi. Gözlerin verdiği bir işaret olduğundan, bir başka bakışla kesişebilir; gelgelelim sözcüğün gündelik anlamıyla ille de bir başkasına yöneltilmemiştir; kimin üstüne alınacağı umurunda değildir. Bir çocuğun gözlerine yerleşecek bir bakış değildir bu; çünkü çocuklar kendilerini gereğince tanımazlar; erkeklerin çoğunun gözlerine de yerleşemez; çünkü erkeklerin çoğu açıkgözlülük taslar; hayvanların gözlerine de yerleşemez; çünkü hayvanlar, zamanın geçişinden habersizdirler. Romantik şairler, bu tür bir bakışta kadının ruhuna giden kestirme yolu gördüklerine inanırlardı. Ama böyle bir yaklaşım, bakışın saydam olduğu izlenimini veriyor; oysa aslında dünyada ondan daha az saydam bir şey yok. Kendini kendi olarak ortaya süren bir bakış bu, başka bakışlara benzemiyor. İlle de bir şeye benzetmek gerekirse bir çiçeğin rengine benzetilebilir. Kendi mavisini söyleyen bir güneş çiçeği gibi. Toplulukta bu tür bakışlar çabucak solar; çünkü ne söyleşilere ortam hazırlarlar ne de alışverişlere. Toplumsal yoklamada kaçaktırlar.

Yoksulluk

Zygmunt Bauman 

Günümüzde yoksullar, ürkütülmüş tüketicilerin kolektif "öteki"sidir. Günümüzde yoksullar, Sartre'ın In Camera'sındakilerden çok daha somut biçimde ve daha büyük bir inançla, tüketicilerin tam ve gerçek cehennemi olan "ötekiler"dir.

Yoksullardan söz edildiğinde kişinin aldığı dersler, kesinlikten, en kesin biçimde nefret edilen belirsizlikten daha fazla korkulması gerektiği ve günlük belirsizliğin getirdiği huzursuzluklara isyan etmenin cezasının hızlı ve acımasız olduğudur.

Yoksulların görünüşü yoksul olmayanları zapturapt altında tutar ve hizaya sokar. Böylece onların hayatlarındaki belirsizliği daimi hale getirir. Onları dünyanın durdurulamaz "esnekleştirilmesine" ve kendi koşullarının artan güvenilmezliğine hoşgörü göstermeye ya da boyun eğerek katlanmaya yöneltir. Bu görünüş onların hayal gücünü esir alır ve kollarını bağlar. Farklı bir dünyayı tahayyül etmeye cesaret edemezler; ellerindeki dünyayı değiştirmeyi denemeyecek kadar da ihtiyatlıdırlar; ve bu durum sürdükçe, özerk, kendini yapılandıran bir toplum, demokratik bir cumhuriyet ve yurttaşlık şansı, abartmasız biçimde belirtmek gerekirse, az ve zayıftır.

Bir köprünün taşıma kapasitesi en zayıf ayağının gücüyle ölçülür. Bir toplumun hayat kalitesi, en zayıf üyelerinin hayat kalitesiyle ölçülür. Ve ahlakın özü, insanların, başkalarının insanlığı için üstlendikleri sorumluluk olduğu için, bu, toplumun etik standardının da ölçüsüdür.

İnsan toplumunun yoksul olmayan kesimi, en yoksul kesimi aşırı yoksulluktan kurtarmadıkça kendi kuşatıcı korkusundan ve güçsüzlüğünden kurtulamaz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...