23 07 2014

Aforizmalar

Richard Bach 

Hayat size hiçbir şey söylemez; ancak her şeyi gösterir.

Sık sık yeni dinlerle karşılaşacaksınız ve her seferinde sizi aynı sınav bekleyecek: "Bu inancın hayatım olmasına razı mıyım?"

Hayranlık gerektiren hiçbir ilke gerçek değildir. Tapınmayı gerektiren hiçbir Tanrı aslında mevcut değildir.

Razı olamayacağınız hiçbir şey yoktur; razı olmaktan vazgeçemeyeceğiniz bir şey olmadığı gibi.

Ne cennetler, ne cehennemler.. Tek var olan, doğrusunu yaptığınıza inanana kadar yarattığınız bu sonsuz dünyalardır.

Hipnotizma etkisinden kurtulmanın ilk adımı, hipnotize edildiğinizin farkına varmaktır.

Ömür, içinizdeki asıl sizi, hayal edebileceğiniz en maceraperest ve yaratıcı biçimde ifade etmeniz için size verilmiş bir şanstır.

Her güçlü fikir, siz onu uygulamaya karar verene kadar kesinlikle muhteşem ve hiç şüphesiz işe yaramazdır.

Cevap alamamanızın en büyük nedeni, soruları sormamış olmanızdır.

Rüyanızdaki bütün sahneler, karakterler, olaylar, tehlikeler ve ortaya çıkan sonuçlar sizin kendi bilincinizden inşa edilir; karanlıklar ve sıkıntılar da oradandır, hazlar da.

Mutluluk yerine güvenlik alışverişine çıkın; ikisinin fiyatı aynıdır.

Ne dilediğinize bağlı olarak kişisel dünyanızı sükunetle veya asice kurabilirsiniz. Karmaşanın ortasına huzur katabilir, cenneti yerle bir edebilirsiniz. Bütün bunlar ruhunuzu nasıl şekillendirdiğinize bağlıdır.

Bu dünyanın ne olduğunu, nasıl işlediğini öğrendiğinizde mucizeler kendiliğinden başlar. Tabii bunları mucize olarak adlandıran, başkalarıdır.

Başı dertte olan kendinizseniz şefkat duymanız ne kadar da kolaydır!

Her kim gerçeği ve ışığı isterse kendi adına bulacaktır.

22 07 2014

Yazmak

Andre Gide: En çok, düşünmekte ve yazmakta hiçbir şahsi menfaat bulunmadığı zaman iyi düşünülür, iyi yazılır.

Murathan Mungan: Yazmak en iyi başlangıçtır. Yazmak aynı zamanda affetme isteğidir. İlkin anamızla babamızı affederiz, sonra sıra bize gelir, kendimize. Affetmesi en zor kişiye.

Ernesto Sabato: Yazmak, en azından bir şeyi sonsuzlaştırmak için yazmak: Bir aşkı, bir kahramanlık eylemini, bir kendinden geçme anını. Mutlak olana ulaşmak. Ya da belki tutkunun ve kahramanlığın o mutlak eylemlerinde yeteneksiz olanlar için gereklidir yazmak. Çünkü ne bir gün kendini Prag'ın bir meydanında ateşe veren o çocuk, ne Ernesto Che Guevara, ne Marcelo Carranza yazmaya ihtiyaç duymuştu. Sahici hiçbir kişilik sözlerden yaratılmış bir suret değildi; onlar kandan, hayaller ve umutlardan, gerçek üzüntülerden yapılmışlardı ve bu karmaşık hayatın ortasında, varoluş için bir anlam ya da hiç olmazsa bu anlamın bulanık belirtisini bulmamıza, bilinmeyen bir şekilde hizmet eder gibi görünüyorlardı.

Hermann Hesse: Yazmak iyidir; ama düşünmek daha iyi, akıllılık iyidir; ama sabretmek daha iyi.

Mehmed Uzun: Yazmak, yazı da bir tür yolculuktur. Deniz dalgaları arasında bir yolculuk. Yolumuzu bulabilmek, doğru yola girmek için deniz dalgalarına karşı savaşırız. Yaşanmış şeyleri yeniden diriltmek istediğimizde gereklidir bu savaş.

Cesare Pavese: Tedirginliğinde ve yazı yazma çabanda sana yardımcı olan şey, her sayfada söylenmemiş bir şey kaldığını kesinlikle bilmendir.

Ahmet Oktay: "Niye bu çaba? Dünya mı değişti bunları yazınca? Okur, anlatmak istediğimi, anlattığımı sandığımı gerçekten anlayacak, kavrayacak mı? Katıldığı ya da karşı çıktığı görüşlerimi nasıl öğreneceğim?" Kimi zaman, bir yazar bu soruların tümüne olumsuz anlamda yanıtlar verir. Çünkü daha önce görmezden gelinmiş kitaplarını anımsamıştır. Bu yüzden hiçbir umut beslemez. Yine de daha parmaklarındaki sızı geçmeden yeni bir kitaba başlar. Sait Faik'i anımsayalım: Tek satır yazmamaya yemin etmiştir; ama daha karşılaştığı ilk olayda koşup bakkaldan bir kalem alır: "Yazmasam deli olacaktım" der.

Murathan Mungan: Yazmak, aşkı ya da hayatı öğretmez insana. Marguerite Duras'ın dediği gibi, yazarak sadece yazmayı öğrenirsiniz, daha iyi yazmayı.

Bertrand Russell: Kendileri için dünyada yapacak hiçbir şey kalmamış olduğu kanısını taşıyan yetenekli gençlere öğüdüm şudur: Yazmaya çalışmaktan vazgeçin; bunun yerine yazmamaya çalışın. Dünyaya açılın, bir korsan olun, Borneo'da bir kral, Rusya'da bir işçi olun; ilkel fizik gereksinimlerin hemen bütün enerjinizi yutacağı bir hayata başlayın.

20 07 2014

Çığlık

Iris Murdoch 

Hepimiz, pamukla takviye edilmiş özel hücrelerimizde çığlıklar atıyoruz.

İnsan acı çeken bir hayvandır; durmak bilmeyen kaygılara, acılara, korkulara bağımlıdır; Budistlerin dukkha dedikleri kurala, tutkulu arzuları yalnızca düşsel ödüllere dönük bir varlığın bitmek bilmez ve dindirilemez ıstıraplarına bağımlıdır. Bununla birlikte elem ırmağı herkes için farklı akar. Hepimiz acı çekeriz ama her birimiz şaşılacak kadar farklı çekeriz acılarımızı.

Mutlu aşk benliği çözerek dünyayı görünür kılar. Mutsuz aşk ise saf acının açığa çıkmasıdır.

Acıyı en saf haliyle çekin. Pişmanlığı kovun, kırgınlığı ve alçaltıcı kıskançlığın haykıran burulmalarını kovun. Kendinizi lekesiz acıya verin. Bunun sonucunda olabilecek en iyi şey, çok daha saf bir sevgiyle neşenize yeniden kavuşabilmenizdir. En kötü halde ise Tanrı'nın sırlarına vakıf olursunuz. En iyi halde unutma ayrıcalığı kazanırken, en kötü halde bilme ayrıcalığına sahip olursunuz.

Modern İnsan

George Carlin 

Ben modernim. Milenyum insanıyım. Dijitalim, dumansız alanım. Çeşitliyim. Çok kültürlüyüm. Yapısökümcü bir postmodernim. Politik, anatomik, ekolojik olarak hatalıyım. Uydudan izlendim, indirildim. Yüklendim, temin edildim. Personel azaltmanın avantajını bilirim. Terfinin dezavantajını bilirim. İleri teknoloji yoksulun tekiyim. En gelişmişim, son modelim. Hem doğudan hem batıdanım, çok işlevliyim. Bir nano saniyede bir gigabyte sunabilirim. Ben yeni bir akımım ama eski kafalıyım. İçimdeki çocuk dışa bağımlı. Yüksek akımlı, ısınmak isteyen, kalbi sıcak kendi serin müşteriyim. Ses kumandalıyım ve ayrıştırılabilirim. Bir veri tabanında ara yüzüm. Veri tabanımsa siber uzayda. Yani interaktifim, hiperaktifim ve bazen de radyoaktifim. Geriye düştüm, çağın önündeyim. Çıkar sağlıyorum, paçayı yırtıyorum, sınırları zorluyorum. Hazırım, görevdeyim, söylediklerimin arkasında, uyuşturucunun uzağındayım. Ota, hıza ihtiyacım yok. İçki alemlerine hevesim yok. Anı yaşıyorum. Diken üstündeyim, zirvedeyim, radardayım. Üst düzey, düşük profilli, orta menzilli balistik misyoneriyim. Şehre ayak uydurmuş akıllı bir bombayım. On numara fırsatçıyım. Kaliteli kravat takarım, kaliteli yalan söylerim. Kaliteli şekerleme yapar, caka satarım. Etki alanı geniş, iş cambazı, net düzenbazın tekiyim. Öfkeli bir işkoliğim. İşleyen bir öfkekoliğim. Tedavim bitti, inkar aşamasındayım. Özel antrenörüm, alışverişimi yapan özel çalışanım, özel asistanım ve özel bir gündemim var. Beni susturamazsınız. Basitleştiremezsiniz. Çünkü ben yorulmak bilmem, erişime kapanmam. Beta blocker'da alfa erkeğiyim. İnançsızım, beklenenden fazlasıyım. Tasasızım ama modaya düşkünüm. Dürüstüm, taşralıyım, kiram düşük, götüm kalkık. Büyük boyum, uzun ömürlüyüm, yüksek çözünürlüklüyüm, hızlıyım, dondurulmuş gıdayım, kalıcı olmak için üretildim. İş üstündeyim, kayıtsızım. Düşünülmeden verilmiş tepkiyim, kafadan kontağım. Zamansız travma sonrasıyım ve nefret dolu mesajlar atan gayri meşru bir çocuğum var. Ama hissediyorum, önem veriyorum, iyileşiyorum, paylaşıyorum. Yardımcıyım, bağlanırım, anaç bir bakıcıyım. Az üretirim ama çok kazanırım. Açık pozisyonda uzun vadeli tahvil alırım. Gelirimin kendi geliri var. Lüzumsuz e-postaları okurum, lüzumsuz yiyecekler tüketirim. Çürük tahviller alırım, boktan sporları takip ederim. Cinsime özgüyüm, sermaye teşvikiyim, kullanıcı dostuyum ve laktoza duyarlıyım. Sert seks severim. Zor aşk severim. Mesaj yazarken küfrederim. Hard diskimin software'ı soft değil hardcore. Küçük bir alışveriş merkezinden mikrodalga fırın, dev bir mağazadan küçük bir araba aldım. Yavaş şeritte fast food yerim. Bedavayım, tek ısırımlığım. Giyilmeye hazırım, her bedenim var. Tam teçhizatlı, fabrika ruhsatlı, klinik onaylı, bilimsel formüllü bir tıp mucizesiyim. Ön yıkandım, ön pişirildim, ön ısındım, ön gösterildim, ön onaylandım, ön paketlendim. Son kullanma tarihim ertelendi, dondurulup kurutuldum, iki kez paketlendim, havam alındı ve sınırsız geniş bant kapasitem var. Kabayım ama olay benim. Hazır ve nazırım. Kuruldum, paketlendim, işlemeye hazırım. Zorluyum, sertim, blöfe gelmem. Ağırdan alırım. Ayak uydururum. Çoğunluğa uyarım. Kafam rahat. İşler yolunda. Her şey işliyor, her şey tıkırında. Uyuklamam, o yüzden de kaybetmem. Gazı köklerim, yoldan çıkmam. Eğlenmeyi bilirim. Öğle arasında acele ederim. Sabrediyorum. Ona hiç şüphe yok. Söylediklerimde ısrarcıyım. Devam ediyorum, keyfime bakıyorum.

17 07 2014

Uzun Sözün Kısası

Marcus Aurelius 

Evren değişimdir, yaşamsa kanı.

Hiçbir şey bir günden fazla sürmez; anımsayan da, anımsanan da.

İnsan yaşlı da ölse genç de ölse ölünce aynı şeyi yitirir; şimdiki zaman insanın yoksun kalabileceği biricik şeydir; çünkü sahip olduğu biricik şeydir. Hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi yitiremez.

Tutkulardan arınmış zihin güçlü bir kaledir.

Düşmanından öç almanın en iyi yolu, onun gibi davranmamaktır.

İnsan ömrü bir an sürer, özümüz artsız aralıksız bir akış, algımız belirsiz, tüm bedenimiz bozulmaya yazgılı, ruhumuz bir kargaşa, yazgımız öngörülmez, ünümüz güvenilmezdir.

Her varlık belli bir anlamda ondan doğacak şeyin tohumudur.

Bedenimize ait olan her şey akan bir ırmaktır, ruhumuza ait olan her şey de salt düş ve yanılsamadır; yaşamımız yabancı bir ülkede savaş zamanı ve yolculuktur, ölümden sonraki ünümüz ise unutuluştur.

İnsanın çekilebileceği hiçbir yer kendi içinden daha dingin, daha erinçli olamaz.

Bu adamın tüniği yok, şunun da kitabı, bir başkası da yarı çıplak; ama filozof gibi yaşarlar.

Bir insanın değeri, ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçülür.

Bu dünyada gerçekten değerli olan bir tek şey vardır: Her zaman gerçeğe ve adalete uygun olarak yaşamak, yalancılara ve adil olmayanlara karşı bile.

İyilik, sahici ve yapmacıklıktan ya da ikiyüzlülükten uzak olduğunda, alt edilmezdir.

Gazel

Salah Birsel 

Muallim Feyzi, bilgisine güvenilir bir ozandır. Neyzen Tevfik ilk gazellerini yazmaya başlayınca onun öğütlerinden yararlanmak isteyecektir. Nedir, Feyzi Efendi her defasında kalemi eline alacak ve hiç kusuru olmayan, daha doğru bir deyişle, Feyzi Efendi'nin kendi yazdıklarını kat kat aşan bu şiirleri düzeltmeye kalkışacak ve Neyzen'i adamakıllı kızdıracaktır. Neyzen böyle günlerden birinde yine:

- Dün akşam doğdu, diyerek Feyzi Efendi'ye bir gazel sunar. Feyzi Efendi, alıştığı üzere kaleme sarılıp, şiiri düzeltmeye başlar. Bir ara Neyzen atılır:

- Aman hocam dur. Bu benim değil Fuzuli'nin. Yanlışlıkla onu vermişim. İşte benimki.

Halit Carım, La Pensée Turque adında Fransızca bir gazete çıkaracaktır. Yazıları Türkçeden Fransızcaya çevirecek her iki dili de bilen birine gerek duyar. Biri, Reşat Nuri Darago'yu salık verir. Bu işi ondan iyi yapacak yoktur. Mektup yazılır. İki gün sonra Reşat Nuri çıkagelir ve hemen de işe başlar. Bir hafta, iki hafta, üç hafta. Sonunda gazetede çalışanın Darago değil, Güntekin olduğu anlaşılır. Ama Halit Carım, Güntekin'in işinden o kadar memnun kalmıştır ki, bu mutlu yanlışlığa şükretmekten başka bir şey yapmaz.

Süleyman Nazif, İngiliz yazarı Oscar Wilde gibi dehasını yaşamına harcamış bir sanatçıdır. O keskin zekasını, diliyle yazarları, siyasetçileri sokmak yoluyla çarçur etmiştir. Bir gün Abdullah Cevdet kendisine şöyle der:

- Aman bir dizgi yanlışına kurban gittim ki olur şey değil. Bir şiirimde "vatanımın öksüzüyüm" demiştim, "öküzüyüm" diye yayımlanmış.

Süleyman Nazif o her zamanki çıngıraklı kahkahasını attıktan sonra Abdullah Cevdet'e:

- Buna dizgi yanlışı değil, dizgi doğrusu derler.

Kent

Stefan Zweig 

Bir kentin uyanması hep harika bir görünüm olarak gelmiştir bana, yüz binlerce insanın görünmez inlerinden sokaklara dökülmesi, bir kentin harekete geçmesi, müthiş güzel bir şey, bir lokomotifin yürümeye başlaması gibi; tekerleğin ilk dönüşü ağır, yavaş ve inleyerek olur, sonra hızlanır, birden normal hıza erişir, gidişin ritmi hızlı ve dolu doludur ki insan onu içinden hissetmez bile. İnsanların tertemiz yıkanmış sokaklara kasırgaya tutulmuş gibi dökülmeleri ne çarpıcıdır; yine de her insan, kargaşaya benzer bu kalabalıkta kendine ait yerini arar; karmaşaya benzeyen; ama aslında tasarlanmış bir düzen olan şeyden daha görkemli bir şey yoktur; tıpkı tiyatroda halkın itiş kakış dolaştığı bir sahne gibi, aslında orada da her hareket görünmeyen yönetmen tarafından en anlamlı biçimde tasarlanmıştır.

Duygularımın biraz özgürlüğe kavuşması beni alıp yükseklere götürdü; kamçı gibi inen darbeleriyle günümü zehreden yararsız mazoşizme karşı durmayı öğrendim. İnsan duyularını köreltip yaşamayı öğrenmeli, kendini yaşamalı, içinde yaşadığı zamanı değil; böylesi insanın hayatını mahveder, özgür bırakmaz, tersine engeller. Burada, Montreux'de, göle tepeden bakan küçük bir odada yeniden manzaranın karşısındayım, kendi içime dingince bakabiliyorum. Hava hala bulutlu; ama açacağa benziyor.

Yolculuk etmek artık yabancısı olduğum bir kavram değil, tam tersine doğal bir kavram. Bağlardan ve alışkanlıklardan, evden barktan iyice koptum; bunların ikisi de kuşkulu kavramlar benim için, eksikliklerini hissetmiyorum. İki bavulun birine dünyevi ihtiyaçlarım olan giysilerimi, ikincisine ruhsal hazırlığım olan müsveddelerimi koyuyorum, ondan sonra her yer benim evim. Maddi ve manevi hayatta durmaksızın özgürlüğün yeni bir biçimini keşfetmek yaşamın anlamıysa en az yükle yaşamak ve duygusallıktan uzak olarak geçmişin büyük bir bölümünü geride bırakabilmeyi başarmak belki de en iyisidir.

14 07 2014

Düşünceler

Marcus Aurelius 

"Hükümdarlar filozof, filozoflar hükümdar olsaydı kentlerin yüzü ışırdı." (Platon)

Güçlü olmak ve direnmeyi bilmek, her iki durumda da ılımlılığı elden bırakmamak ruhsal dengesi yerinde ve yılmaz bir insanın belirgin özelliğidir.

Epiktetos: Bir ölünün ağırlığını taşıyan kırılgan bir ruhsun sen.

Her kim yaşam yorgunuysa, her atılımını ve her düşüncesini yöneltecek bir amaçtan yoksunsa, bir eyleme giriştiğinde aptallıklar yapar.

Bir şey doğru değilse onu yapma, gerçek değilse söyleme.

Başkalarının ruhunda olup bitenlerin ayrımına varamadığı için mutsuz olan bir insana rastlamak zordur; ama kendi ruhunun devinimlerinin ayrımına varmayan bir insanın mutsuz olması kaçınılmazdır.

Kurdun kuzuya gösterdiği dostluktan daha kötü bir şey yoktur.

Ölüm ve yaşam, ün ve tanınmamışlık, acı ve haz, varsıllık ve yoksulluk, hiç ayrım gözetmeksizin iyilerin de kötülerin de başına gelir; çünkü bunlar, başlı başlarına, ne doğru ne de yanlıştırlar. Bu nedenle de ne iyidirler ne de kötü.

Gururdan bağımsız olmakla gururlanmak gururların en kötüsüdür.

rüzgarın yerlere saçtığı yapraklar
gibidir insan kuşakları
(Homeros)

Ezelden beri her şey aynıdır ve hep aynı döngü yinelenir; bunun için yüz ya da iki yüz yıl ya da sonsuz bir zaman için aynı görünümü görmek hiç fark etmez.

Doğaya uygun olarak meydana gelen hiçbir şey kötü olamaz.

Kendi zihnine saygı duymayı seçen ve kendini onun mükemmelliğine bağlanmaya adayan insan sahnedeymiş gibi davranmaz.

Bütün tedirginlikler içimizdeki düşünceden kaynaklanır.
 

olgun başaklar gibi biçilir yaşamımız
biri varolurken biri yok olur gider
(Euripides)
 


Şeyleri, fikrini zorla kabul ettirmek isteyen kimsenin yargıladığı ya da senin onları yargılamanı istediği gibi değil, gerçekte oldukları gibi gör.

Demokritos: Erinç içinde yaşamak istersen çok az şey yap.

İnsanlar en kalıcı birlikteliği yaşadıkları şeyle uyuşmazlık içindedirler. Her gün karşılaştıkları olayları kendilerine yabancı görürler.
 

Boş gurur korkunç bir yanıltıcıdır.

İyilik konusunda bazı insanlar üzüm üreten, bir kez meyvesini verdikten sonra başka bir ödül beklemeyen asmalar gibidirler.

Antisthenes: İyi şeyler yapmak, ama karşılığında kötü bir ün kazanmak bir hükümdarın yazgısıdır.

Başına ne gelirse gelsin felsefeden uzaklaşmamak, budalalarla ve cahillerle konuşmamak tüm felsefe okullarının ortak ilkesidir.

Başına gelecek her türlü kötülük ya da zararın gerçek barınağı kendi zihnindir.
 

Herakleitos: Toprağın ölümü suyun doğuşu, suyun ölümü havanın doğuşu, havanın ölümü ateşin doğuşudur. 

Öfke ve üzüntü, bizi öfkelendiren ya da üzen şeylerin kendilerinden çok daha fazla zarar verir.

İyi bir insanın nasıl olması gerektiğini tartışma artık, iyi bir insan ol.

Herkes bağıra çağıra sana karşı dilediği suçlamayı yöneltse de, yabanıl hayvanlar seni saran şu yumuşak kili pençeleriyle parçalasalar da, özgürce, sevinç içinde yaşa.

13 07 2014

Karanlıkta Kahkaha

Vladimir Nabokov 

Şu ya da bu biçimde açıklanamayacak hiçbir şey yoktur dünyada.

Her ne kadar bir insan yaşamının özeti, yosunla çerçevelenmiş olarak, bir mezar taşının üstüne kolayca sığarsa da, ayrıntılar her zaman hoşa gider.

Tüm duyularımızın prensidir görme duyusu.

Adamın biri, geniş mavi denize pırlantalı kol düğmesini düşürmüş bir vakitler. Yirmi yıl sonra aynı gün, anlaşılan bir cuma günü, kocaman bir balık yiyormuş ve balığın içinden pırlanta çıkmamış mı! Rastlantılara bu yüzden bayılırım işte!

Benim için bir kadın yalnızca zararsız bir memeli hayvandır ya da keyifli bir dost, o da bazen.

İnsan, felaketlerin bataklığı üstünde kuramaz yaşamını. Böyle bir şey, hayata karşı işlenmiş bir günah olur.

Bir vakitler heykeltıraş bir arkadaşım vardı; öyle keskin bir gözü, biçimleri öyle şaşmaz bir algılayışı vardı ki, akla sığmazdı. Derken, birdenbire, yüreğinin iyiliğinden olacak, yani acıdığı için çirkin, yaşlı bir kamburla evlendi. Tam olarak ne oldu hiç bilemedim ama, günün birinde, evlendikten kısa bir süre sonra, her ikisi de eşyalarını küçük birer bavula doldurup en yakın tımarhaneye yürüyerek gittiler.

Bir sanatçı kendi güzellik anlayışından başka kılavuz tanımamalı. Onu hiçbir zaman aldatmayacak olan tek şey budur.

Bence ölüm kötü bir alışkanlıktan başka bir şey değil, doğa şimdilik bunu yenmeyi başaramamış durumda.


Bir vakitler bir dostum vardı; melek yüzlü, panter vücutlu, dünya güzeli bir delikanlı. Bir gün, konserve kutusu açarken elini kesti. Şeftali konservesi, hani kocaman, yumuşak, kaygan yarım şeftaliler vardır ya, ağzınızda şapırdar, boğazınızdan aşağı boğum boğum yuvarlanır. Oğlan birkaç gün sonra kan zehirlenmesinden öldü. Ne ahmakça bir şey değil mi? Ama bir yandan da.. Evet, garip ama gerçek. Olaya bir sanat eseri gibi baktığınızda, o çocuk yaşayıp yaşlansaydı, yaşamının aldığı biçim bu kadar kusursuz olamazdı. Hayat dediğimiz fıkraya anlam kazandıran ölümdür çoğu kez.

Gerçek bir aktris hiçbir zaman memnun kalmaz.

Dünyada, başı dönen kör bir adamın kapıldığı kadar korkunç ve çaresiz başka bir duygu yoktur.

Yaşamayı da amma yüzüme gözüme bulaştırdım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...