26 11 2014

Eğitim

Jean-Jacques Rousseau 

Öğrencilerin okul avlularında kendi aralarında öğrendikleri dersler, sınıflarda onlara öğretilen tüm derslerden yüz kez daha yararlıdır.

Çocuklar söylemiş olduklarını ve kendilerine söylenmiş olanları kolayca unuturlar; ama yapmış olduklarını ve kendilerine yaptırılmış olanları unutmazlar.

Masallar büyük insanlara ders verebilir; ama çocuklara gerçeği açıkça söylemek gerekir; gerçeğin üstünü bir örtüyle kapatırsanız çocuklar artık bu örtüyü kaldırmak zahmetine katlanmazlar.

İçinizden hiçbiri kendisini bir çocuğun yerine koymayı bilecek kadar filozof değildir.

Çocuklar için en yararlı alışkanlık kolayca nesnelerin boyunduruğu altına girmekken, yetişkinler için en yararlı alışkanlık da kolayca aklın boyunduruğuna girmektir. Her türlü başka alışkanlık kusurdur.

Bizim gerçek öğretmenlerimiz deneyimdir, duygudur ve insan ancak içinde bulunduğu koşullara göre kendisine uygun olan şeyleri iyi hisseder.

Her zaman iyi yönlendirilmek mi istiyorsunuz? Her zaman doğanın gösterdiği yolları izleyin. Cinsiyeti belirten her şeye, doğa tarafından oluşturulmuş gözüyle bakarak saygı gösterin.

Karanlık Thomas

Maurice Blanchot


Gecenin gecesiyim.

25 11 2014

Okumak

Zülfü Livaneli 

Hayatta anlamlı olan değerler parayla sahip olunamayanlardır.

Zenginlik insana ait bir özellik değildir. Para insanın doğal bir parçası değil; kaybolabilir, çalınabilir, soyut bir kavram, birtakım sıfırlar.. Kitap, çalışacak insan, eşya alabilirsin; ama bunlar bilginin, dostluğun, paylaşma duygusunun yerini tutamaz. Oysa zengin aptallar paranın çok önemli olduğunu sanıyorlar; bu yüzden de servetlerinin kendilerine ruhsal bir ayrıcalık, özel bir mutluluk getirmesini bekliyorlar. Bu mümkün olmayınca, içleri de boş olduğu için can sıkıntısı başlıyor. Konuşacak bir şeyleri olmadığı için tavla, kağıt oyunu falan oynayarak tahammül edebiliyorlar bu hayata ve birbirlerine. Veya işkolik oluyorlar; sanki kıtlık koşullarından kurtulmaları gerekiyormuş gibi işlere dalıyorlar. Onların yerinde olsam intihar ederdim.

Okumak, sadece okumak. Okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını. O zenginlerin arkadaşları birkaç finansçı, üç beş holding yöneticisi. Üstelik içtenlikten her zaman şüphe duyulan ilişkiler içindeler. Oysa benim dostlarım dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve en yaratıcı insanları: Aristoteles, Platon, İbn Rüşd, Faulkner, Homeros, Nietzsche, İbn Haldun.. Bunları hangi maddiyatla bir tutabilirsin?

Sürgün ve Krallık

Albert Camus 

Ölüm serindir ve gölgesinde hiçbir tanrı barınmaz.

Kim her zaman yalnız uyuyabilir? Yalnızca birkaç adam yapar bunu; iççağrının ya da mutsuzluğun ötekilerden kopardığı ve artık her gece ölümle aynı yatakta yatan adamlar.

Aşk kindar da olsa asık suratlı olmaz.

Tanrı çölde konuşmaz.

Gerçek dört köşeli, ağır, yoğundur, ayrım götürmez; iyilik bir düş, hep ertelenen ve tüketici bir çabayla sürdürülen bir tasarı, hiçbir zaman erişilemeyen bir sınırdır, krallığı olanaksızdır. Yalnızca kötülük kendi sınırlarına dek gidebilir ve kesinlikle hüküm sürebilir. Doğru kişiler yoktur, amansız gerçeğin hüküm sürmesini sağlayan kötü efendiler vardır yalnızca.

Doğada olduğu gibi sanatta da hiçbir şey kaybolmaz.

Tarih, kitabın ne kadar az okunursa o kadar çok satıldığını gösteriyor.

24 11 2014

Mutlu Ölüm

Albert Camus 

İnsanın ya çok büyük bir umutsuzluk içinde yaşaması gerekir ya da çok büyük bir umut içinde.

İşsiz güçsüzlük yalnızca ortalama insanlar için öldürücüdür.

Bizim yaşımızda insan sevemez; karşılıklı hoşlanma vardır, hepsi bu. Daha sonra, yaşlandığımız ve güçsüz düştüğümüzde sevebiliriz. Bizim yaşımızdayken insan sevdiğini sanır, hepsi bu.


İdealistin karşıtı çoğu zaman aşksız bir insandır.

Kediler gün boyunca uyur ve ilk yıldızdan tan vaktine dek sevişirler. Şehvetleri ısırgandır ve uykuları ağır. Gövdenin, ruhun hiçbir payının olmadığı bir ruhu olduğunu da bilirler.

Hiçbir şey hastalıktan daha çirkin, daha küçültücü değildir.

İnan bana, büyük acı yoktur, büyük pişmanlıklar, büyük anılar yoktur. Her şey unutulur, büyük aşklar bile. Yaşamda aynı anda hüznün ve coşkunluğun bulunuşu bundandır. Olayları görmenin ancak belli bir yolu vardır ve zaman zaman ortaya çıkar. İşte bunun içindir ki, yaşamında büyük bir aşka, mutsuz bir tutkuya sahip olmuş olmak yine de iyidir. Bu en azından bizi çökerten nedensiz umutsuzluklar için bir korunmadır.

İnsanlar kendilerinde değişeni çok iyi bilmelerine karşın, dostlarına, ilk ve son olarak, kendi oluşturdukları bir imgeyi yakıştırırlar.

Benim için yaşamı sevmek deniz ve güneş banyosu yapmak değildir. Bu olsa olsa bunaltıcı ve dizginsiz biçimde yaşamaktır. Kadınlar, serüvenler, yeni ülkeler.. Böyle davranmak bir şeyleri zorlamaktır. Ateşli ve görkemli bir yaşam.. Doğayla yetinmeyecek kadar çok seviyorum yaşamı.

Bir insanın yazgısı, eğer tutku ile birleşiyorsa, her zaman coşku vericidir.

Hiçbir zaman vazgeçme. İçinde öyle çok şeye sahipsin ki, hepsinden soylusu da, mutluluk duygusu taşıyorsun. Yalnızca bir erkeğin yaşamını bekleme. Onca kadın bunun için yanılıyor. Yaşamı bizzat kendinde ara.

İlk Adam

Albert Camus 

Yalnızca varlıklarıyla dünyayı doğrulayan, yaşamamıza yardım eden insanlar vardır.

Bazı mutluluk dakikalarımız bırakılmışlık duygumuzun bizi şişirip sonsuz bir kedere yükselttiği dakikalardır. Gene bu nedenle mutluluk çoğu kez mutsuzluğumuza acıma duygusundan başka bir şey değildir.

Yoksullarda çarpıcı -Tanrı derdin yanına çareyi koyar gibi umutsuzluğun yanına hoşgörürlüğü koymuştur.

Gençken insanlardan, verebileceklerinden fazlasını isterdim: Sürekli bir dostluk, kesintisiz bir coşku. Şimdi verebileceklerinden daha azını istemeyi öğrendim: Tümcesiz bir yoldaşlık. Ve coşkuları, dostlukları, soylu davranışları benim için mucizevi değerlerini tümüyle koruyor: Eksiksiz bir Tanrısal iyilik etkisi.

Yaşamın bir gün yolunuza çıkardığı usta, her zaman sevilip sayılmalıdır; o bundan sorumlu olmasa bile.

Paul Claudel: Alçakgönüllü, bilgisiz, inatçı yaşamın yerini hiçbir şey tutamaz.

Yazarlık mesleğinin soyluluğu baskıya direnmesinde, dolayısıyla yalnızlığa razı olmasındadır.

Ey anne, ey tatlı, sevgili çocuk; zamanımdan daha büyük, seni ona bağlayan tarihten daha büyük, bu dünyada sevdiğim her şeyden daha gerçek olan, ey anne; senin gerçeğinin gecesinden kaçmış olan oğlunu bağışla.

Sisifos Söyleni

Albert Camus 

Bizi bazı varlıklara bağlayan şeye aşk dememiz, kitapların ve söylencelerin kafamıza soktuğu ortak bir görüşe dayanmamızdandır ancak.

En iyiler evlerini kendileriyle birlikte taşır.

Nietzsche: Gerçeğin elinden ölmemizi önleyecek bir şey varsa o da sanattır.

Bütün büyük eylemlerin, bütün büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. Büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar.

Kierkegaard: Sessizliklerin en kesini susmak değil, konuşmaktır.

Her güzelliğin altında insandışı bir şey yatar.

Galiani: Önemli olan iyileşmek değil, dertleriyle yaşamaktır.

İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.

Lev Shestov: Tek çıkar yol, insan yargısı için bir çıkış yolu bulunmayan yerdedir.
 

Ölümün de ezen ama kurtaran soylu Romalı elleri vardır. 

Kierkegaard: İnsanın ölümsüz bilinci olmasaydı, her şeyin tmeelinde, karanlık tutkuların girdabında büyüklü küçüklü, gerekli gereksiz her şeyi oluşturan, kaynayıp dalgalanan vahşi bir güçten başka bir şey bulunmasaydı, nesnelerin altında hiçbir şeyin dolduramayacağı dinsiz bir boşluk saklı olsaydı, yaşam umutsuzluk olmazdı da ne olurdu? 

Pindaros: Ruhum, ölümsüz yaşamın ardından koşma, olanaklar alanını tüketmeye bak. 

Koleksiyon yapmak, geçmişiyle yaşayabilecek durumda olmaktır.

Shakespeare: Kanlarıyla yargıları alabildiğine birbirlerine karışan, bunun için de yazgı parmağının dilediği deliğinden ses çıkardığı flüt olmayan kişilere ne mutlu!
 

Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır. 

Nietzsche: Önemli olan ölümsüz yaşam değildir, ölümsüz canlılıktır.

Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: İntihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı, düşüncenin dokuz mu yoksa on iki ulamı mı bulunduğu, sonra gelir. Oyundur bunlar, ilkin yanıt vermek gerekir.

Nietzsche: Büyük sorunlar sokaktadır.

İnsan kendinde başlayıp kendinde biter; ötesi yoktur. Bir şey olmak istiyorsa bu yaşam içinde olur. 


Kierkegaard: Yeryüzü umudunu öldürmek gerekir; gerçek umut bizi ancak o zaman kurtarır.

22 11 2014

Ninni

Chuck Palahniuk 

Günümüz insanları ekşi kremalı patates cipsi reklamı duyar duymaz onu satın almak için hemen sokağa fırlıyorlar ama buna özgür irade diyorlar.

Güç insanı bozar. Mutlak güç insanı mutlaka bozar.

Hiç kimse müzik bağımlısı olduğumuzu itiraf etmek istemiyor. Bu asla mümkün değil. Hiç kimse müzik, televizyon veya radyoya bağımlı değil. Sadece daha fazlasına ihtiyacımız var; daha fazla kanala, daha büyük bir ekrana, daha yüksek sese. Onsuz olmaya dayanamıyoruz ama hayır, kimse bağımlı değil.

Taşlar ve sopalar kemiklerini kırabilir ama kelimeler canını öyle bir yakar ki şaşarsın.

Hiçbir detay not edilmeyecek kadar önemsiz değildir.

Hikayelerin sorunu, olayın kendisinden sonra anlatılıyor olmalarıdır.

Nazi kamplarından kurtulan Musevilerin çoğunun neden vegan olduğunu biliyor musun? Çünkü onlar hayvan gibi davranılmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorlar.

Tablonun bütününü unutmanın sırrı, her şeye yakından bakmaktır.

Hayatta karınızla çocuğunuzun ölüsünü bulmaktan daha kötü şeyler de vardır.

Hayatınızı mahvetmenin en iyi yolu not tutmaktır. Yaşamaktan kaçınmanın en iyi yolu sadece durup izlemektir. Olaya dahil olmayın. Bırakın da Büyük Birader sizin yerinize şarkılar söyleyip dans etsin. Muhabir olun. İyi bir şahit olun. Seyircilerin makbul bir üyesi olun.

Hepimiz birbirimizden nefret ediyoruz. Hepimiz birbirimizden korkuyoruz.

Yabancı bir şey her zaman sizin sayenizde kendi hayatını yaşar. Tüm hayatınız dünyaya gelecek bir şeye vesile olur.

Herkesin hayal gücü köreldiğinde, artık hiç kimse dünya için bir tehdit olmayacak.

20 11 2014

Uzun Sözün Kısası

Jean-Jacques Rousseau 

En çok yaşamış olan insan en çok yıl saymış olan değil, yaşamı en çok hissetmiş olandır. Yüz yaşında kendini gömdürüp de daha doğar doğmaz ölmüş olanlar vardır.

Özgür gibi görüneninki kadar tam bir bağımlılık yoktur.

Yargılarımızı ve değerlendirmemizi iyiliği ve kötülüğü tanımadan önce saptıyor, sonra da her şeyi bu yanlış ölçüye vurarak hiçbir şeye gerçek değerini vermiyoruz.

Gerçek bir dostluğun sesi kadar insanın yüreğini etkileyen hiçbir şey yoktur.

En bilginler, en aydınlar her zaman en ölçülü olanlardır.

İnsanı toplumsal yapan şey zayıflığıdır. Yüreklerimizi insanlığa iten, ortak sefilliklerimizdir. Her türlü bağlılık bir yetersizlik göstergesidir. Gerçekten mutlu bir varlık, yalnız bir varlıktır.

Mülkiyet denen şeytan dokunduğu her şeyi bozar.
 

Vicdan, filozofların en aydın olanıdır. 

Güzel kadınların budalaca boyun eğdikleri modaları getirenler neredeyse her zaman çirkin kadınlardır.

Özgürlüğün, erkin, doğal gücün kadar uzağa gider, daha öteye değil; geri kalan her şey yalnızca köleliktir, düştür, büyüdür.

Gururun yanılsamaları en büyük mutsuzluklarımızın kaynağıdır.

Özgürlük hiçbir yönetim biçiminde yoktur, özgür insanın yüreğindedir.

Kendisini terk eden durumu terk etmeyi ve yazgıya karşın insan kalmayı bilene ne mutlu!

Çapkın

Milan Kundera 

Çok sayıda kadının peşinde koşan erkekleri rahatlıkla iki kategoriye ayırabiliriz. Bazıları bütün kadınlarda kendi öznel ve değişmez kadın düşlerinin gerçekleşmesini beklerler. Ötekiler ise nesnel kadın dünyasının sonsuz çeşitliliğini ele geçirme isteğiyle davranırlar.

Birincilerin saplantısı "lirik"tir; kadınlarda aradıkları şey kendileri, kendi idealleridir ve bir ideal tanımsal olarak hiçbir zaman bulunamayacak bir şey olduğuna göre, tekrar tekrar hayal kırıklığına uğrarlar. Onları kadından kadına sürükleyen şey, kararsızlıklarına bir tür romantik özür sağlar; öyle ki birçok duygusal kadın onların bu gemi azıya almış çapkınlıklarında dokunaklı bir yan bulur.

İkincilerin saplantısı "epik"tir ve kadınlar bunda en ufak bir dokunaklı yan görmezler; erkek, kadınlara öznel bir ideal yansıtmaz ve onun için her şey ilginç olduğundan, hiçbir şey onu hayal kırıklığına uğratamaz. Bu hayal kırıklığına uğrayamama özelliğinde rezilce bir yan vardır. Epik çapkının saplantısında kefaret yanının -hayal kırıklığı yoluyla ödenen kefaret- eksik olması insanların gözüne batar.

Lirik çapkın hep aynı tip kadının peşinden koştuğu için, bir sevgiliyi ötekinden ayıranın ne olduğunu görmeyiz bile. Dostları sürekli olarak onun sevgililerini birbirleriyle karıştırıp aynı adla çağırarak yanlış anlamalara neden olurlar.

Bilginin peşinde olan epik çapkınlar ise çarçabuk bıktıkları alışılmış kadın güzelliğinden yüz çevirirler ve kaçınılmaz olarak birer garabet koleksiyoncusu olup çıkarlar. Bunun farkındadırlar ve biraz da utanırlar bu durumdan; öyle ki dostlarını zor durumda bırakmamak için sevgilileriyle insan içine çıkmaktan kaçınırlar.

19 11 2014

Kardeşimin Hikayesi

Zülfü Livaneli

Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar; ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür, nedense bundan kimse korkmaz.

İnsan soyunun duygularını anlatan, psikolojik derinliklerine inebilen tek bir birikim vardır, o da edebiyat. Hayatın tek gerçek yanı kurgudur, hikayelerde anlatılanlardır. Edebiyat, hayatı anlamanın tek yoludur.

Hayatta her şeyin bir bedeli vardır.

Birçok insan herkesi ve her şeyi gözlemleyemez, başkalarıyla ilgilenemez; çünkü aşırı derecede kendi duygularıyla ve egosuyla meşguldür.

Rus kızı votka gibidir; tek başına içilir, hiçbir şey istemez ama Türk kızı rakı gibidir; yanında meze ister, peynir kavun ister, ister oğlu ister.

İnsanın kaderini bilmesinden daha korkunç ne olabilir?

Bazı kelebek türlerinin bir günlük ömrü, hücre bölünmesinin hızlı olmasından dolayı, insanın 80 yılına denktir. Bu durumda 70 yaşında ölen bir insan mı daha uzun yaşar, 25. saatini gören bir kelebek mi?

İnsanın en kötü yalanı, kendine karşı olanıdır.

Hayvanların yaptığı gibi neredeyse hafızasız yaşamak ve mutlu olmak mümkündür ama hiçbir şeyi unutmadan yaşamak imkansızdır. Uykusuzluk, derin düşünceye dalmak, tarihselliği hissetmek, yaşayanlar için zararlı ve sonunda ölümcüldür. Bu "yaşayanlar" kavramının içine bir insan, bir halk ya da bir kültür dahildir.

Denizler ötesine giden kişi yalnızca iklimi değiştirmiş olur, aklını değil.

İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz; çünkü hiçlik zor geliyor.

Normal insanlar bir cinayet haberi alınca ayrıntıları öğrenmek ister.

İnsan duygularının en tehlikelisi aşktır. Aşk dünyadaki en tehlikeli, en öldürücü duygudur. İnsanları felakete sürükler.

Bazen insan o kadar eziliyor ki, öfke bile duyamaz hale geliyor.

İnsanlık bir gün bu barbarlık dönemini aşacak ve canlıları öldürüp etini yiyen bizlere aşağılayarak bakacaklar.

17 11 2014

Martin Eden

Jack London 

Aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. Yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir. 

Hizmet edilecek tek efendi güzelliktir.

Güneş altında uyuklayan köpekler sık sık sızlanıp havlarlar; fakat kendilerini böyle sızlandırıp havlatan şeyin ne olduğunu anlatamazlar. 

İnsan mutlak doğrulara asla ulaşamaz.

Gerçekten büyük olan şairlerin her dizesi güzel hakikatlerle doludur ve insanın içindeki yüce ve soylu hislere seslenirler. Onların bir dizesini bile atmak dünyayı aynı ölçüde yoksullaştırmak olur.

Kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.

Gazetecilik yazı üslubunu mahveder.

Yeryüzünde her şey yolunu şaşırabilir, aşk dışında. Zamanla zayıflayıp tökezlemediği sürece aşk yolunu şaşırmaz.

"talihin ağır darbeleri altında
kan revan içinde ama dimdik başım"
(William Ernest Henley)

Bilinmeyenden başka tanrı yoktur, Herbert Spencer da onun peygamberidir.

İnsanlar görüşlerine göre hareket ederler, daha fazlası da gelmez ellerinden.

Eğer bilmediğin bir oyun oynuyorsan ilk hamleyi daima rakibine bırak.

"değil mi ki hayat sonsuza dek sürmez
ölüler asla dirilmezler
ve en yorgun ırmaklar bile
bir yerde ulaşırlar denize"
(Algernon Charles Swinburne)

Nietzsche haklıydı. Dünya güçlülerindir, aynı zamanda soylu olan güçlülerindir. Domuzların ticaret ve alışveriş teknesinde yuvarlanmayanlarındır. Dünya gerçek soylulara, büyük sarışın canavarlara, uzlaşmayanlara, evetleyenlere aittir. Bunlar, sizin gibi, sosyalizmden korkan ve kendilerini bireyci sanan sosyalistleri yiyip yutacaklar. O boyun eğen, aşağılık köle ahlakınız da sizi kurtaramayacak.

Sürüklenip gitmek hayatı en basite indirger; ama asıl acı veren yaşamaktır.

16 11 2014

Vahşi ve Köylü

Jean-Jacques Rousseau 

Vücutları sürekli çalışan iki tür insan vardır ki bunların ikisi de ruhlarını geliştirmeyi pek az düşünürler; köylüler ve vahşilerdir bunlar.

Köylüler kaba sabadır, incelikten uzaktır, beceriksizdir; duyularının güçlü oluşuyla tanınan vahşilerse zihinlerinin inceliğiyle daha çok tanınırlar. Genellikle bir köylüden daha hantal bir yaratık olmadığı gibi bir vahşiden daha ince bir yaratık da yoktur.

Bu fark nereden ileri geliyor? Şöyle ki, her zaman kendisine buyrulanı ya da babasından gördüğünü veyahut gençliğinden beri kendi yaptığını yapan köylü hiçbir zaman göreneklerin dışına çıkamaz ve neredeyse robot gibi sürdürdüğü yaşamında hep aynı işlerle uğraştığı için, alışkanlık ve boyun eğme onda akıl yerine geçer.

Vahşinin durumu ise farklıdır. O, kendisinden istenen bir görev olmadığı, kimseye boyun eğmediği, kendi iradesinden başka bir yasa tanımadığı için yaşamının her etkinliğinde düşünce yürütmek zorundadır; önceden sonuçlarını düşünmeden hiçbir hareket yapmaz, tek bir adım atmaz. Böylece, vücudu çalıştıkça zihni de o ölçüde açılır, gücü ve aklı aynı anda gelişir ve biri genişledikçe öteki de genişler.

15 11 2014

Çiçek Senfonisi

Özdemir Asaf


ölebilirim genç yaşımda
en güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim
şimdi kavak yelleri esiyorken başımda
sevgilim
seni bir akşamüstü düşündürebilirim

ölünceye kadar seni bekleyecekmiş
sersem
ben seni beklerken ölmem ki
beklersem

dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor
yarısı sen oluyorsun, yarısı ben
sonra ikimiz bir bütün oluyoruz
kimseye sezdirmeden

sen bana bakma
ben senin baktığın yönde olurum

senin içine girdiğim zaman
dışımda kalıyorsun
senin dışından sana bakınca
içime sığmıyorsun
 

bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
birinciliği beyaza verdiler
 

vurdun, acısı daha geçmedi
biliyorum, geçecek
ama öyle ağır konuştun ki ardından
o, gittikçe gerçek

beni öyle bir yalana inandır ki
ömrümce sürsün doğruluğu

konuşmak susmanın kokusudur
ya sus-git, ya konuş-gel, ortalarda kalma
yalan korkaklığın tortusudur
dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma

bana yalanlar söylese yetinecektim
ama yalan söyledi

"Başkalarının ekmeği acı, başkalarının merdivenlerinden çıkmak eziyetlidir."
(Dante)

Kitsch

Milan Kundera 

Modern helalarda klozetler yerden yukarı doğru beyaz nilüferler gibi yükselir. Beden ne kadar değersiz olduğunu unutsun, insan sifondaki su bağırsaklarından çıkan artıkları silip götürdükten sonra bu artıkların başlarına gelenleri bilmezlikten gelsin diye mimar elinden geleni yapar. Lağım boruları yapışkan kollarıyla evlerimizin ta içine dalsa da, özenle gözlerimizden gizlenir bunlar ve bizler banyolarımızın, yatak odalarımızın, dans salonlarımızın ve parlamentolarımızın altında yatan bu görünmez bok Venediklerinden habersiz memnun, mesut yaşarız.

Bok, kötülükten daha zor, daha uğraştırıcı bir teolojik sorundur. Tanrı insana özgürlük verdiğine göre gerekirse insanın işlediği suçların sorumlusunun o olmadığını kabul edebiliriz. Oysa bokun sorumluluğu tümüyle onun, insanın yaratıcısınındır.
 

Varoluşla kesin olarak uzlaşmanın önerdiği estetik ülkü, bokun reddedildiği, herkesin bok yokmuş gibi davrandığı bir dünyadır. Bu estetik ülkünün adı kitsch'tir.

Kitsch'in kökeninde varoluşla kayıtsız şartsız uzlaşma yatar.

Kitsch, o duygusal 19. yüzyılın ortasında doğmuş Almanca bir sözcüktür; oradan da Batı dillerine geçmiştir. Ne var ki çok sık kullanılmaktan özgün metafizik anlamını kaybetmiştir sözcük; kitsch, sözcüğün hem gerçek hem de eğretileme anlamında, bokun kesin reddidir, kitsch insan varoluşunda temelden kabul edilemez olan her şeyi kapsamı dışına atar.

Yürek konuştuğunda, akıl karşı koymayı yakışıksız bulur. Kitsch'in egemen olduğu yerde kalbin diktatörlüğü hüküm sürer.

Kitsch'in insanda uyandırdığı duygu kitlelerin paylaşabileceği türden olmalıdır. O halde, kitsch alışılmamış bir durumdan yola çıkamaz; kişilerin belleklerine kazımış oldukları temel imgelerden türemek zorundadır; hayırsız kız evlat, ihmal edilmiş baba, çayırlarda koşuşan çocuklar, ihanete uğramış vatan, ilk aşk.

Kitsch iki damla gözyaşının art arda yuvarlanıvermesine neden olur. İlk damla şöyle der: Çocukların çayırda koşuştuğunu görmek ne güzel şey! İkinci damla ise şunu söyler: Çocukların çayırlarda koşuştuklarını görüp bütün insanlıkla birlikte duygulanmak ne kadar da güzel! Kitsch'i kitsch yapan, ikinci damladır.

İnsanların yeryüzündeki kardeşliği ancak kitsch temeli üzerinde kurulabilir. Ve bunu en iyi bilen de politikacılardır. Açıkta bir fotoğraf makinesi mi gördüler, hemen en yakın çocuğun yanına koşar, havaya kaldırır, yanağından öperler. Kitsch bütün politikacıların, bütün politik partilerin ve hareketlerin estetik ülküsüdür.
Politik hareketler akli tutumlardan çok, şu ya da bu politik kitsch'i oluşturan düş, imge ya da sözcükler üzerinde yükselirler. 

Kitsch'in yalan olduğu ortaya çıktığı an, kitsch, kitsch-olmayan bağlamına girer; böylelikle otorite gücünü kaybeder ve herhangi bir insan zaafı kadar dokunaklı olur sadece. Çünkü hiçbirimiz kitsch'ten tamamen sakınacak kadar insanüstü değiliz. Ne kadar aşağılık bulursak bulalım, kitsch insanlık durumunun vazgeçilmez bir parçasıdır.

Unutulup gitmeden önce kitsch'e dönüştürecekler hepimizi. Varolma ve unutuluş arasındaki durak kitsch'tir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...